ACIPAYAM ARASTIRMALARI ÜZERİNE DÜSÜNCELER
Prof. Dr. Tuncer (bin Asım) Baykara
*Ege Üni., Edebiyat Fak., Tarih Böl., Ögretim Üyesi
Acıpayam arastırmalarının bize göre üç önemli boyutu vardır. Bunların ilki Acıpayam'ın
dünü, ikincisi bugünü ve üçüncüsü de gelecegi üzerine yapılması gereken arastırmalardır.
Acıpayam arastırmaları derken, iki arastırıcı Acıpayamlıdan da söz etmek isterim.
Bunlardan ilki, aynı zamanda tarihten daha 1947 lerde, üniversite dısından "Doktora" yapmıs olan
Himmet AKIN, ikincisi de soyadını dahi anlamlı sekilde bu diyardan alan Prof. Dr. Orhan
ACIPAYAMLI' dır.
ilerdeki toplantılarda bunlar hakkında da ayrı ve özel bildiriler sunulacagını tahmin
ediyoruz.
Acıpayam'ın dününü tarihçiler, bugününü çesitli ilim erbabı arastıracaktır. Fakat en önemlisi
olan "Yarın" ile ilgili olarak hüküm verebilecek olanlar, "çesitli ilim mensupları"ndan çok
"tarihçiler" olmalıdır. Çünkü bugünden yarına giderken çok önemli olan "nereden veya hangi
yönden geliyoruz" un cevabını tarihi geçmise yönelik arastırmalar verebilecektir.
Bir arastırıcı olarak, geçmisi inceliyorum; ama bugünü de ihmal etmiyorum. Çünkü
biliyorum ki bugün, yani 2 Aralık 2003’de bir süre sonra tarih olacaktır. O halde Acıpayam
arastırmalarındaki bu üçlü ihtiyacın veya gerekliligin suurunda olmak gerekir.
Tarih geçmistir, ona gerek yoktur düsüncesi, yarını bilmek ve planlamak isteyenlere büyük
engeldir. Yarınları planlamak isteyenlerin basvuracagı en önemli bilgi kaynagı, dün ve bugündür.
Dün bilinmeden bugünü anlamak zordur; bugünü bilmeden, nereden gelindigi incelenmeden de
"yarın"lara dair fikir üretilemez. Üretilen fikirler havada kalmaya mahkûm olur. Gerçek
temellerinden yoksun olacagından, bir netice de vermez. Sadece bazı insanların, is yapıyormus
görünme hislerini tatmin eder.
Bu sebeple biz, Acıpayam geçmisinin çok iyi bilinmesini isteriz.
Ama aynı zamanda yasayanların kaynaklık edecegi bilgileri de kesinlikle tespit edip,
belirlemek ve gelecek kusaklara bırakmaktan yanayız.
Acıpayam ile ilgili arastırmalar, iki ayrı mekânda, hemen esdeger mükemmellikte
yapılabilir:
1. Acıpayam'ın kendisinde; elbette burada sözü edilen Acıpayam, sadece merkez olan
yerlesme olmayıp, herhangi bir köyü veya kasabası da olabilir. ste burada, sadece mahallî
kaynaklara dayanılarak "mükemmel" arastırmalar yapılabilir. Biz, bu konunun üzerinde biraz daha
fazla durmak durumundayız.
2. stanbul veya Ankara'da, yani arsivi bulunan ve kitaplıkları yeterli olan sehirlerde de,
Acıpayam (veya baska bir köyü, kasabası) hakkında yine "mükemmel" denilebilecek arastırmalar
yapılabilir.
Bu arada, her ikisinin mezcedildigi arastırmaların çok daha etkili, çok daha mükemmel
olabilecegini de unutmamak gerekir.
Bu arada sunu hemen belirtelim ki, mesela 1945’lerde, Acıpayam kazası ile ilgili olarak
"Günümüz Acıpayam"ı adıyla bir arastırma yapılmıs. Bu arastırma o zamanın "gününü" kapsıyorsa
da, 2003’den bakıldıgında artık tarihte kalmıstır. Bu sebeple eski zamanların, günlerindeki
Acıpayam arastırmalarının çogalmasına dikkat edelim.
Bugün, aklı basında 80 yaslarındaki kimseler ile rahatlıkla 60–70 yıl geriye gidilebilir.
Böylece 1935 sonrası ve en iyi olarak 1940–50 yılları incelenebilir. Unutmamak gerekir ki, bu
türden arastırmayı, 20 yıl önce yapsa idik, 1915-20’lere kadar geriye inebilecektik. Eger elimizi
çabuk tutup yapamaz isek, geriye gidebilecegimiz zamanlar, her geçen gün zamanımıza dogru
yaklasmaktadır.
Denizli Tarihi nam kitabımızda Acıpayam'ın en eski Türk zamanları ile ilgili olarak bir
seyler yazmıs idik. Orada özellikle Asi Karaagaç denmesinin sebeplerinin, bir büyük tarihi olaya
dayandıgını belirtmis idik. Bu kanaatimiz bugüne kadar devam etmektedir. Çünkü bu yöredeki
Türkmenlerin, XIII. yüzyılın sonlarındaki siyasi hareketleri, daha da etkili olabilecektir.
Bu arada, 1333 Haziranı’ nda buradan geçen bn Battuta'nın ovamızdan geçerken
Germiyanlılar hakkında söylediklerinin gerçek temelleri de bir yeni arastırmamızda söz konusu
edilmistir. Çünkü bu mesele Peçenek/Salur rekabetinden kaynaklanmakta idi.
XIV-XV yüzyıllar ile ilgili bilgilerimiz ne yazık ki sınırlıdır. bn Battuta'nın kaydı birçok
yönden önemlidir. Ama sonrasında kısmen dinî duygularla da yöremizde bazı olumsuz gelismeler
gözlenmis olmalıdır. Anamın brahim Emmisinin oglu Sıtkı Agabey bir ara, Sarıova düzünde,
kırmızı sarıklılarla bir savastan söz etmis, bilip bilmedigimi sormustu. Hemen heyecanla sormam
üzerine, ne yazık ki o bana yeterli bir bilgi veremedi.
Ne yazık ki, böylesine çekingenlik veya önemsememe bazı dikkate deger bilgilerin;
tarafımıza ulasmasına engel olmaktadır. Buradaki çekingenlik veya ürkeklik, tarafıma ifade
edildiginde "bu saçma bilgiler" denmesi ve böylece kendilerinin manen yıkılabilecekleri
düsüncesinden kaynaklanmaktadır. Oysa Sarıova düzünde sözü edilen muharebe, XIII. yüzyıl
ortalarındaki II. Haçlı Seferiyle ilgili bir hatıra olabilecegi gibi, XVI. yüzyıl baslarındaki Sahkulu
Baba Tekeli hareketiyle ilgili de olabilir.
Nitekim XV. yüzyılın ilk çeyreginde Hamidogullarından bir Osman Beg'in adı
görülmektedir.
Klasik Osmanlı döneminin bilgileri boldur, çoktur. XVI yüzyıl, XIX. yüzyılın dısında en iyi
bilinen yüzyıldır denilebilir.
XIX. yüzyılla ilgili olarak, Bayburtlu Zihni'ye dikkatinizi çekecegim.
XIX. yüzyılda yöremize gelen seyyahların yazdıkları da artmıstır.
XIX. yüzyılın en önemli bilgi imkânını, son on-onbes yıldan beri açılmıs olan Basbakanlık
Arsivi'nin Temettüat tasnifi saglamaktadır. XIX. yüzyıl ortalarına ait bu bilgi kümesi, kelimenin
tam anlamıyla, yöremiz ve oradaki yerlesmeler açısından çok ama çok güzel bilgiler sunmaktadır.
Hemen her köyün, o zamanki aile reislerini, onların mal varlıklarını, arazilerini gösteren ve
sonunda kazançlarını ve vergilerini belirten bu kayıtlar, yöremiz için çok büyük bir bilgi imkânı
saglamaktadır.
Bu bilgiler çok çesitli yönlerden kullanılabilir. Arazi dagılımı, yetistirilen ürünler, küçük ve
büyük bas hayvan varlıgı ve öteki ticari mesgaleler bu bilgi kaynagında aile reisi esaslı olarak
mevcut bulunmaktadır.
Bu büyük bilgi imkânının yeterince degerlendirilmemis olması üzüntü vericidir. Yapılan
degerlendirmeler, ne yazık ki genis kitlelere daha indirilememistir.
XIX. Yüzyılın bir büyük bilgi imkânı Salname Yıllıklarda bulunmaktadır. Devlet Salnamesi
1848’lerden itibaren mevcut ise de, sadece kaza isminin zikredildigi bu salnameler yerine,
vilayet=eyalet salnameleri daha çok bilgi verir.
Karaagaç kazası vaktiyle Konya'ya baglı oldugundan öncelikle Konya Vilayeti
Salnamelerinde bilgi vardır. Konya Vilayeti, Osmanlı Devleti'nde en erken salname çıkartan
vilayetlerdendir. Bu sebepledir ki 1868 senesinde çıkan ilk salnameden itibaren kaza geneli ve bu
arada merkezi Acıbadem ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. 1303 yılına hatta 1304 senesine kadar
Konya vilayetinde 20 defa salname çıkmıstır. Karaagaç kazası, 1304/1888 de Denizli, yani Aydın
Vilayetine baglandıktan sonradır ki Aydın Vilayet Salnameleri'nde bilgi vardır. Aydın Vilayeti
Salnamelerinden 1305 yılından sonrakilerde kazamız hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır.
Özellikle 1307/1892 salnamesi, bilgi bakımından hayli mufassal olup bütün köylerinin nüfusları
dahi bulunmaktadır.
Karaagaç kazasındaki hemen bütün köylerin 1870 ve 1890 yıllarına ait iki ayrı nüfuslarını
bu salnamelerden ögrenebiliriz.
Bu vesile ile Acıpayam ve yöresinin, bir baska ifade ile eski Karaagaç Kazasının bilgi
imkânlarıyla ilgili bir demet sunmak istiyoruz.
VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜGÜ, HURUFAT DEFTERLERNDEN
60a
Kaza-ı Karagac-ı Gölhisar
* Karagac-ı Gölhisar'a tabi Karaköy nam karyede vaki sahib'ül-hayrat Arslan bina eyledigi camide
nim akça ile hatib Abdüsselam yerine Ebubekir muhaldir deyü kadısı Mehmed arzı ile buyruldu fi
muharrem sene 1103/Ekim 1691
* Gölhisar Karagacı kazasında Darıviran? nam karye camiinde bir akça ile müezzin Mustafa bî-berat
olmagla inayet rebiülevvel 1103/Aralık 1691
* Gölhisarda Oguzlu? nam karyede elhac Süleyman camiinde bir akça ile hatib Ahmed'e tecdid
beratı mucebince sene 1104 (12.IX.1692-1.IX.1693)
* Karagac-ı Gölhisar'da Oguz nam karyede mam brahim mescidinde imam Muharrem fevt yerine
oglu Mehmed'e kadısı Mehmed arzıyla inayet buyruldu sene 1104
* Karagac-ı Gölhisar'da (Y)Umrutas nam karyede el-Hac brahim camii serifinde nim akça ile hatib
Mehmed fevt yerine Seyid Mustafa muhaldir deyü kadısı Mehmed arzıyla Zilkade 1111 (Mayıs
1700)
* Karagac-ı Gölhisar kazasına tabi Tahtalı nam karyede Hacı Mehmed camiinde bir akça ile hatib
Hasan halifeye tecdid buyruldu sene 1111 zilhicce (Haziran 1700)
* Karagac-ı Gölhisar'da Güney nam karyede Hacı Hasan ve Hacı Hüseyin… Camiinde bir akça ile
hatib Mehmed'e tecdid buyruldu zilhicce 1111
* Karagac-ı Gölhisar'da Seller nam karyede mahallerinde(?) vaki camii serifde bir akçe ile imam ve
iki akça ile hatib olan Seyid Muharrem'e tecdid buyruldu Zilkade 1111
* Karagac-ı Gölhisar'da Bostan köy nam karyede mescid-i serifde bir akçe ile imam olan Muharrem
tecdid buyruldu zilhicce 1111
* Karagac-ı Gölhisar da Yassıöyük nam karye mescidinde imam ve hatip ..rızasıyla oglu Osman'a
farig olub bir akçe ile inayet Zilhicce 1111
* Karagac-ı Gölhisar'da Aba nam karyede müceddeden bina olunan camie hatib lazım olmagla bir
akça ile Osman muhaldir deyü inayet buyruldu sevval 1112 (Mart 1701)
* Karagac-ı Gölhisar'da Kumluca Afsar nam karyede Saholu? tekyesinin tekyenisini fevt yerine
evladı olan Saban muhaldir deyü kadısı arzıyla
* Karaagac-ı Gölhisar kazasına tabi Acı-badem nam karyede vaki Eski camide hatib Saban
cilayı vatan etmegile Himmet bn Hüseyin'i tayin buyruldu 1112
* Karagac-ı Gölhisara tabi Acı-badem nam karyede vaki camide nim akça ile imam Hasan bin
Hüseyin fevt yerine Mustafa'ya tevcih buyruld Zilkade 1113(Nisan 1702)
* Karagac-ı Gölhisar'da Gümüs nam karye mescidinde bir akça ile imam Hasan fevt yerine oglu
Ömer'e beratı mucebince buyruldu
* Karaagc-ı Gölhisar'da Yazır nam karyede Hızır Çavus camiinde bir akça ile hatib Abdullah fevt
yerine Abdurahman beratı mucebince buyruldu sevval sene 1114(Mart 1703)
S e h r i cemaziyevvel 1115 (Eylül 1703)
* Karagac-ı Gölhisar'da Dereviran nam karyede Hatib caminde bir akça ile hatib es-Seyid Mahmud
feragından oglu Seyid Mehmed'e inayet
* Karagac-ı Gölhisar'da Yassıöyük nam karyede camide bir akça ile hatib Mehmed fevt oglu Yusuf'a
inayet
* Karaagac-ı Gölhisar'da Yassıöyük nam karyede camiinde imam fevt nim akça ile Mehmed bin
Haydar'e inayet
* Karagac-ı Gölhisar'da Acı-badem nam karyede Muhtar Beg camiinde bir akça ile hatib Hamza bin
Hüseyin'e tecdid
* Karaagac-ı Gölhisar'da Sırçalık nam karyede Kemal-dede tekyesinde bir akça ile tekyenisin Musa
fevt Mustafa'ya inâyet
* Karagac-ı Gölhisar'da Acı-badem nam karyede Muhtar Beg camiinde bir akça ile imam Mustafa
bin Ebbekir'e tecdid
* Karagac-ı Gölhisar'da Yassıöyük nam karye mescidinde mam Mustafa fevtinden oglu Osman'a
inayet
* Karagac-ı Gölhisar'da Toturga nam karyede Ahmed mescidinde nim akça ile imam shak feragat
Molla Yunus'a be arz ı Kadı inayet
Se h r - i zilkade 1117 (Mart 1706)
* Karagac-ı Gölhisarda Yatagan karyede Timurcu Hüseyin camiinde nim akça ile hatib brahim'e
tecdid
* Karagac-ı Gölhisar'da Tekriste nam karyede.. (yarım bırakılmıs)
* Karagac-ı Gölhisar'da Yassıyük nam karyede Mehmed camiinde nim akçe ile Hüseyin'e
mucebince inayet?
S e h r - i Muharrem 1117(Mayıs 1705)
* Gölhisar Karagacı'nda Kara-öyük nam karyede Ahi-baba zaviyesinin evlâdiyet üzere zaviyedârı
olan Hasan Dede feragından oglu Hamza'ya inayet
S e h r- i receb 1117( Kasım 1705)
* Karaagac-ı Gölhisar'da Selleri nam karyede Muhyiddin Camiinde imam ve hatib Seyid
Meihmed'e tecdid
* Karaagac-ı Gölhisar'da Afsar nam karye mescidinde imam Osman fevt Mehmed'e tecdid
* Karagac-ı Gölhisar'da Güney nam karyede hacı Hasan ve hacı Hüseyin Camiinde bir akça ile imam
ve hatib Mehmed'e tecdid
S e h r-i sevval 1117 (Ocak 1706=16.I-13.II.)
* Karagac-ı Gölhisar'da Acıb-adem nam karye camiinde müezzin olmayub Saban'a inayet
* Karagac-ı Gölhisar'da ...(bos) Öyügü nam karye mescdinde mam Ahmed feragından Receb'e
inayet
* Karagac-ı Gölhisar'da Kumluca Avsar nam karyede Piri camiinde bir akça ile hatib Hüseyin'e
tecdid
* Karagac-ı Gölhisar'da Toturga karyesinde Karaman Beg camiinde bir akça ile hatib Mustafa
ref'inden Halil'e be-arz-ı Kadı inayet
S e h r - i Rebiülahır sene 1118( Temmuz 1706)
* Karagac-ı Gölhisar'da Oguz'da Hacı brahim mescidinde imam Mehmed'e tecdid
S e h r - i Cemazielahır sene 1118/Eylül 1706
* Karagac-ı Gölhisar'da Karaca köy nam karyede mam Mehmed'e tecdid
S e h r - i Receb 1118/Ekim 1706
* Karagac-ı Gölhisar'da Yatagan'da Abdi-Beg tekyesi vakıf nazırı olmayub Seyid Hüseyin'e inayet
S e h r- i Sevval 1119/Ocak 1708
* Karagac-ı Gölhisar'da Yutakda? Yazıcı camiinde ferras lazım olmagla nim akça ile Bekir’e? inayet
S e h r - i Safer 1124/Mart 1712
* Karagac-ı Gölhisar'da Dedesil nam karyede Eski Mahallede Hacı Mustafa mescidinde bir akça ile
imam Mustafa fevt oglu Abdülhalim'e babasının beratı mucebince
S e h r - i Rebiülahır 1124 /Mayıs 1712
* Karagac-ı Gölhisar'da Yazır nam karyede Hızır Çavus camiinde imam Abdurahman'a bazı kimesne
dahl etmegile tecdiden inayet
60b
S e h r-i cemazielahır? ...
* Karagac-ı Gölhisar'da Akalan nam karyede Mehmed mescidinde imam olmayub nm akça ile
Mehmed'e inayet
* Karacaga-ı Gölhisar'da Toturga nam karyede Karaman Beg camiinde asirhan? kimsede olmayub
nim akça ile Ahmed'e inayet
* Karagac-ı Gölhisar'da Todurga nam karyede Karaman Beg camiinde müezzin olmayub bir akça ile
.... inayet
(sahifenin 9/10 bos
61a
Kaza-i Kara-agaç (kırmızı yazı ile)
* Karagac'da Agalan nam karyede Mahmud Aga camiinde müezzin brahim fevt olub yerine Ahmed
muhaldır deyü inayet RA1103/ Aralık 1691
* Karagac kazasına tabi Kara-öyük nam karyede Hacı Piri camiinde bir akçe ile hatib Hüseyin fevt
yerine Hacı Ahmed muhaldir deyü kadısı arzıyla aniyet RA 1103/Aralık 1691
* ... Alan-kuyu nam karyede Divane begi camiinde imam ve hatib Süleyman'a tecdid seben
1103/Mayıs 1692
* ....Beg-pınarı nam karye mescidinde imam Ahmed fevt yerine müteveffanın oglu ? Mustafa'ya
tecdid 1103?
*......
* ... Bügdüz nam karye mescidinde imam Memi fevt yerine Hüseyin'e inayet
* Karagac-ı Gölhisar'da Bügdüz nam karye mescidinde mam Hüseyin'e tecdid b 1103/Nisan 1692
* Karagac-ı Gölhisar'da Memiye?-tam nam karye camiinde hatib Bekir'e tecdid receb ?/ Nisan
1692
* Karagaç kazasına tabi Kaynarca nam karyede? Valide Sultan vakfı olan koyun irkisi (?)ahmede
tecdid.
* Karagaç kazasında Bedirbeg mescid imam yevmi nim akça ile brahim yedine berat inayet
* Karagac'a tabi Güney nam karyede Mescid imamı yevmî nim akça ile berat inayet
S e h r - i Cemazielula 1115 / Ekim 1703
* Karagaç'da Sultan Mehmed... iki akça ile imam Arif fevt Ömer'e inayet
* Karaagaç-ı Gölhisar'da Acıbadem nam karyede Muhtar Beg camiinde muayyene ile hatib Anmed
halifeye tecdid
* Karagac/-ı Gölhisar mahkemesinde muhzır olmayub Mustafa'ya inayet
S e h r- i sevval 1115/Subat 1704
* Karagac-ı Gölhisar'da Kara-öyük nam karyede Hacı Hızır camiinde bir akça ile hatib Hacı
Muistafa'ya tecdid
* Karagac-i Gölhisar'da Yumrutas karyesinde brahim Beg Camii serifinde nim akça ile hatib Seyyid
Mustafa'ya tecdid
S e h r - i Za 1115/ Mart 1704
* Karagac-ı Gölhisar'da Yumrutas karyesinde Hacı Osman mescidinde bir akçe ile imam Hüseyin'e
tecdid
S e h r- i zilhicce 1115/ Nisan 1704
* Karagac-ı Gölhisar'da Oguz karyesi camiinde imam ve hatib olan Seyid Mustafa'ya tecdid
S e h r- i Rebiülevvel sene 1116 /Temmuz 1704
* Karagac-ı Gölhisar'da Sırçalık nam karyede Hacı brahim camiinde bir akça ile hatib Hacı Hasan
fevt Ömer'e inayet
S e h r i saban 1118 / Kasım 1706
* Karagac-ı Gölhisar'da Toturga nam karyede Beg camiinde bir akça ile hatib Mehmed Ali
üzerinden Halil almagla. be-arz-ı Kadı inayeten ibka
S e h r - i RE 1123/Mayıs 1711
* Karaagac-ı Gölhisar'da Oguz nam karyede hacı brahim mescidinde nim akça ile imam Mehmed
fevtinden Osman'a be-arz-ı kadı ibka
S e h r-i ramazan 1124/Ekim 1712
* Karagac ı Gölhisar'da Kurtlar mescidinde mam mustafa fevt brahim e inayet
S e h r -i sevval 1124/ Kasım 1712
* Karaagac-ı Gölhisar'da Kurtlar nam karye mescidinde mam Mustafa fevtinden bir akçe ile
brahim'e inayet
S e h r -i safer 1125/Mart 1713
* Karaagac-ı Göölhisar'da Tahtalı nam karyede camide hatib Hasan fevt Ali'ye inayet
* Karagac-ı Gölhisar'da Kara-öyük karyesinde Ahi Baba zaviyesinde mesrutiyet üzere zaviyedar
Hasan Dede rızasıyla oglu Hamza'ya kasr-ı yed beratı inayet
S(aban) Sene 104/ Nisan 1693
* Karagac-ı Gölhisar'da Tahtalı nam karyede Hacı Mehmed camiinde Hatib Hasan üzerine tecdid
* Karaagac-ı Gölhisar'da Kızılhisar nam karyede Hacı Hızır camiinde hatib sSnan üzerinde tecdid
* Karagac-ı Gölhisar'da Kızılhisar nam karyede Kasım Çavus camiinde hatib Mahmud üzerinde
tecdid
* Karagac-ı Gölhisar'da Kızılhisar nam karyede Hacı Musa mescidinin bir akça ile imamı Hasan
tecdiden inayet
* Karaagac-ı Gölhisar'da Kızılhisar karyesinde imam Hasan zayiinden berat
S e h r-i Zilkade 104/ Temmuz 1693
* Karagac-ı Gölhisar'da Kızılhisar nam karyede Hacı Musa mescidinde imam Hasan'a tecdid
S e h r-i Rebiülevvel 105/Kasım 1693
* Karagac-ı Gölhisar'da Muslı? Sipahi oglu camiinde hatib Ahmed üzerinden tecdid
* Karagac-ı Gölhisar'da Diraz? (Yazır?) nam karye camiinde hatib Seyyid Mahmud'a tecdid
S e h r - i zilkade sene 1104/ Temmuz 1693
* Karagac'da Fakihler nam karyede Sultan Mehmed camiinde bir akça imam ve hatib Seyid
Abdullah'a tecdid
Not: Karagaç kazasıyla ilgili olarak, öteki Karagaçlardan bilgiler karısmıs oldugu görülmektedir
ACIPAYAM VE YAKIN ÇEVRESNN KUS VE MEMEL HAYVANLARI
Rasit URHAN*, Aziz ASLAN**, Yusuf KATILMIS***, Eyüp BASKALE***, Yakup
KASKA*
ÖZET: Acıpayam ilçesi ve yakın çevresinin kus ve memeli türleri Haziran 2003 - Kasım
2003 dönemleri arasında yapılan arazi çalısmalarıyla tespit edilmistir. Bu çalısmalarda 29 familyaya
ait toplam 87 kus türü, 15 familyaya ait ise toplam 29 memeli türü belirlenmistir. Türkiye’nin jeocografik
olarak farklı bir bölgesinin kus ve memeli türleri bakımından ne kadar zengin oldugu
ortaya çıkarılmaya çalısılmıstır. Ayrıca, Susamuru (Lutra lutra) ve Karakulak (Caracal caracal)
gibi nesli tehlike altında olan hayvanların görülmüs olması bölgenin önemini arttırmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Acıpayam, Kuslar, Memeliler, Yayılıs.
ABSTRACT: The birds and mammalian species around Acıpayam town of Denizli and its
vicinity were surveyed between June and November 2003. A total of 87 bird species representing
29 families and 29 mammalian species from 15 families were recorded. These findings show the
geographically importance of the region in terms of mammalian and bird diversity. The presence of
critically endangered animals such as otter (Lutra lutra) and lynx (Caracal caracal) increases the
importance of the region in Turkey.
Key Words: Acipayam, Birds, Mammals, Distribution.
GRS
Türkiye’de, Ornitoloji alanında ilk kapsamlı çalısma, "Türkiye Kusları" isimli eseriyle
Ergene (1945)’ye aittir. Sonraki yıllarda bu ve benzeri çalısmalar yavas yavas yapılmaya
baslanmıstır. Türkiye’nin kus türleri bakımından ne kadar zengin oldugu geçmiste (Kasparyan,
1956; Acar ve Hirsch, 1972) ve son yıllarda (Baran ve Yılmaz, 1984; Kiziroglu, 1989; Demirsoy,
1992; 1996; Kılıç, 1999) yapılan çalısmalarda ortaya çıkarılmıstır. Küçük Asya da denen Anadolu,
kıta özelligi gösteren biyocografik yapısı; önemli kus yollarının geçtigi bir bölge olusu; degisik ve
çesitli iklim kosuları göstermesi nedeniyle, zengin bir kus faunasına sahiptir. Bu yüzden, Anadolu
kus faunası yerli ve yabancı arastırmacılar tarafından incelenmistir. Buna baglı olarak son
arastırmalara göre Türkiye’de saptanan kus türü sayısı 427-453 arasındadır. (Kiziroglu 1989,
Martins 1989, Erdogan ve Tunç 1998, Kirwan ve ark, 1998, Kaya ve ark., 1999; Erdogan ve ark.,
2002). Ülkemiz’de, genel Ornitolojik çalısmaların yanı sıra, birçok bölgesel çalısmalar da
yürütülmüstür (Ayvaz, 1990; Kiziroglu ve ark., 1992; Adızel, 1998; Aslan, 1997; Aslan ve
Kiziroglu, 2003; Turan ve Erdogan, 1998). Kiziroglu (1987) Türkiye’de yasayan yırtıcı kus türleri
ve tehlike dereceleri hakkında bilgiler vermistir. Bazı yerli ve yabancı arastırıcılar tarafından
yayınlanan, Türkiye kuslarının tamamını kapsayan eserlerde (Cramp, 1977, Gianfranco, 1987;
Kiziroglu, 1989; Jonsson, 1992) türler için verilen yayılıs haritaları vardır.
Yerli ve yabancı arastırmacıların çalısmaları ve yayınları sonucunda Türkiye’de yasayan
memeli hayvanların yayılısları tespit edilmistir (Acar ve ark., 1972; Alkan, 1965; Çaglar, 1953;
1957; 1971; Demirsoy, 1992; 1996; Dogramacı, 1989; Hollaway, 1967; Hosey, 1982; Kumerloeve,
H., 1978; Kuru, 1994; Mursalıoglu, 1964; Tanju, 1982; Turan, 1984). Son zamanlarda memeliler ile
ilgili çalısmalar cins ve tür düzeylerinde yogunlasmaktadır. Bu çalısmalarda, Cins ve türlerin
morfolojik ve karyolojik özellikleri, üreme biyolojisi, ekolojisi ve yayılısları verilmektedir (Çolak
ve ark., 1999; Kefelioglu ve Tez, 1999; Özkurt ve ark, 1999; Dogramacı ve ark., 1994; Özkan,
1999; Ogurlu ve Yavuz, 1999; Kefelioglu, 1995).
Denizli’de yöresel olarak kus ve memeli hayvanlar ile ilgili Urhan ve ark.(1999a, b)’nın
çalısmaları bulunmaktadır. Bu çalısmalarda, 25 familyaya ait 42 kus türü, 13 familyaya ait 20
memeli türünün yayılıs gösterdigi tespit edilmistir.
Sahip oldugumuz bu dogal zenginligin korunması, bunların tespit edilmesi, yayılıs
alanlarının belirlenmesi ve biyolojik yönden tanınmasıyla mümkün olabilir. Bu çalısma ile, daha
önce arastırılmamıs olan Acıpayam yöresinin kus ve memeli faunası tespit edilerek Türkiye
faunasına katkıda bulunmak amaçlanmıstır. Böylesine zengin bir biyotopa sahip olan Acıpayam
ilçesinde kus ve memeli hayvanların çok sayıda türle temsil edilebilecegi kanısındayız. leride daha
kapsamlı yapılacak arastırmalarla bu bilgilerin genisletilmesi mümkün olacaktır.
MATERYAL VE METOD
Arazi çalısmaları Haziran 2003 - Kasım 2003 tarihleri arasında yapılmıstır. Öncelikli olarak
kus ve memeli türlerinin belirlenebilmesi için gözlem istasyonları belirlendi. Bu gözlem
istasyonlarına, arazi ve iklimsel kosullarının uygun oldugu zamanlarda yaya olarak, diger
zamanlarda da araba ile gidilmis ve gidilmeye devam edilecektir. Her gözlem noktasında 15-30 dk
durularak ve bazen yürüyerek gözlemler sürdürüldü. Gözlemler saat 06.00-20.00 arasında yogun
olarak yapıldı. Kus ve memeli gözlemleri için 40x büyütme gücüne sahip SOLIGOR marka bir
Teleskop ile PENTAX marka 20x50, 10x50 dürbünler kullanılmıstır. Çalısma alanındaki kus ve
memelilerin çogu görsel yolla, görülmeyen az bir bölümü de çıkardıkları özel ses ve ötüs sekilleri
dinlenerek tanınıp isimlendirildi. Ayrıca yuva, yuva kalıntıları, yumurta veya yumurta kalıntıları,
tüy, kıl, ayak izleri, ölü bireyler, inleri ve dıskıları vb. kalıntılara dayanarak bazı türlerin varlıgı ve
bollugu hakkında bilgiler elde edildi.
Acıpayam, 1700 km2 yüzölçümü ile Denizli ilinin en büyük ilçelerinden biridir. Deniz
seviyesinden yüksekligi 950 m dir. lçe Anadolu yarımadasının güneybatısında Ege Bölgesi'nin
güneydogusunda yer almaktadır. Ege Bölgesinden Akdeniz Bölgesi'ne geçis noktasında olan ilçe;
dogusunda Burdur iline baglı Tefenni, Yesilova, Gölhisar, Çavdır ilçesi; batısında Tavas; kuzeyinde
Serinhisar ve Çardak; güneyinde ise Çameli ve Köycegiz ilçeleri ile sınırı bulunmaktadır.
Acıpayam, Ege Bölgesi'nden Akdeniz Bölgesi'ne geçis noktasında olması nedeniyle çok degisken
iklim özelliklerine sahiptir. Kuzey kısımlarında Göller bölgesi iklim özellikleri, güneye inildikçe
Akdeniz ilkim özellikleri ve bu iklim özellikleri sonucu kar yagıslarının bol oldugu kıs yasandıgı
gibi, ılıman bir kıs yasandıgı da görülmektedir. Bitki örtüsü bakımından Ege, ç Anadolu ve
Akdeniz bölgeleri arasında bir geçis noktasını olusturur ve güneye inildikçe Akdeniz, doguya
gidildikçe ç Anadolu Bölgesi'nin bitki örtüsü özellikleri görülmektedir. Ova genelde düz ve verimli
olup, kısmen sulanabilmektedir.
Kus ve memeli türlerine ait örneklerin görüldügü istasyonlar Sekil 1’de verilmistir. Bu sekil
üzerindeki rakamlar istasyon numaralarını göstermektedir.
BULGULAR
Arastırma bölgesinde sabah gün dogumundan aksam gün batımına kadar gezilmek suretiyle
yapılan gözlemlerde, kus ve memeli türleri çıplak gözle, teleskop ve dürbünlerle izlenmistir.
Gözlenen türlere ait özellikler eldeki mevcut kaynaklar kullanılarak tayin edilmistir (Acar ve ark.,
1972; Burton, 1976; Gianfranco, 1987; Dogramacı, 1989; Kiziroglu, 1989; Bezzel, 1990; Jonsson,
1992; Kumerloeve, H., 1978; Kuru, 1994; Demirsoy, 1992, 1996; Heinzel ve ark., 1996; Humer,
1996; Perrins, 1996; Flegg ve Hosking, 1998; Mullarney ve ark., 1999). Tür isimlerinin yanındaki
rakamlar kus ve memeli örneklerinin görüldügü istasyonları belirtmektedir.
Tespiti Yapılan Kus Türleri
Familya: Cicconiidae
Cicconia cicconia (Ak leylek): 5, 6, 8, 9, 22, 24
Familya: Anatidae
Anas platyrhynchos (Ördek) : 5, 22
Familya: Accipitridae
Buteo buteo (Sahin) : 8, 13, 23
Buteo rufinus (Kızıl Sahin): 8, 18, 23
Aquila chrysaetos (Kaya kartalı): 13, 20, 23
Familya: Falconidae
Falco naumanni (Küçük kerkenez): 8, 22
Falco tinnunculus (Kerkenez): 20, 24
Familya: Phasianidae
Alectoris chukar (Kınalı keklik): 1, 4, 7, 14, 19, 23, 24
Coturnix coturnix (Bıldırcın): 14, 16, 20
Phasianus colchinus (Sülün): 10, 16
Familya: Columbidae
Columba livia (Kaya güvercini): 2, 13, 14, 18, 20, 25
Columba palumbus (Tahtalı güvercin): 5, 9, 15, 20, 24
Streptopella decaocta (Kumru): 1, 4, 7, 9, 10, 15, 20, 23, 24
Streptopella turtur (Üveyik): 2, 6, 13, 21, 24
Familya: Cuculidae
Cuculus canorus (Guguk kusu): 18, 20
KEKK YETSTRCLG
Ayse GÜN*, Fahrettin ALTINTAS**
ÖZET
Bu çalısmada da Denizli ili ve Acıpayam ilçesindeki kekik yetistiriciligi incelenmistir.
Çalısmanın materyalini Acıpayam lçe Tarım Müdürlügü, Denizli Tarım l Müdürlügü Proje ve
statistik Sube Müdürlügü, Çiftçi Egitim ve Yayım Sube Müdürlügü istatistiki verileri
olusturmustur.
Ülkemizde üretilen kekik 1993 yılına kadar sadece dogada kendiliginden yetisen
kekiklerden elde edilmekteydi. Tarlada Kekik Yetistiriciligi 1993 yılında Ege Tarımsal Arastırma
Enstitüsü tarafından bazı illerde kurulan demonstrasyon çalısmalarıyla baslamıstır. Bu iller
öncelikle zmir, Denizli ,Manisa, Aydın olmustur. Denizli limizde demastrasyon çalısmaları aynı
yıl yapılmıstır. Demonstrasyon çalısmalarının olumlu sonuç vermesiyle, hemen sonrasında yayım
çalısmaları baslatıldı. Kekik yetistiriciligini gelistirmek için projeler hazırlandı. Yetistiricilere
ücretsiz kekik tohumu dagıtıldı. Böylece tarlada kekik yetistiriciligi hızla yayıldı.
Ülkemizde Denizli ili kekik yetistirici sayısı, alan ve üretim miktarı bakımından ilk
sıradadır. limizde tarlada yetistirilen kekiklerin kalitesinin yüksek olması, ihracatçı tarafından
tercih sebebidir. Tarlada kekik yetistiriciligi dogadan kekik toplanmasını en aza indirmistir.Böylece
doganın tahribatı önlenmektedir.Yetistirici kıraç, yamaç arazilerden ekonomik gelir elde etmektedir.
Dolayısıyla hem yetistirici ekonomisine hem de ülke ekonomisine katkı saglanmaktadır. Kekigin
ihracat ürünü olması, ülkemize döviz kazandırmaktadır.
1.GRS
Ülkemizde tıbbi ve kokulu bitkilerin sayısı ve yayılısı çok olmasına ragmen kültüre
alınanları çok azdır. Ege Tarımsal Arastırma Enstitüsü “Tıbbi ve Kokulu Bitkilerin Kültüre
Alınması Projesi” dahilinde kekik yetistiriciligi hususunda belirli bölgelerde deneme
demonstrasyon çalısmaları yapmıstır. Sonuçta kekigin üretim alanları hızlı bir sekilde artmaya
baslamıstır. Bu artısın nedeni alternatif ürün arayısının yanı sıra, tarımı konusunda demonstrasyon
çalısmalarından elde edilen basarılı sonuçlardır. Böylece ülkemiz yeni bir bitki kazanırken,
çiftçilerimiz de oldukça karlı ve alternatif bir ürüne sahip olmustur. Kekik ülkemizde tıbbi ve
aromatik bitkiler içersinde önemli bir ihraç ürünümüzdür.
2-DÜNYADA KEKK YETSTRCLG
Akdeniz ikliminin hüküm sürdügü ülkelerde 400’e yakın kekik türü mevcuttur .Mevcut türler
içinde kullanım alanı en yaygın olanı zmir kekigi(Origanum Onites)dir. Kekiginin kültüre alınması
ülkemizde oldugu gibi, diger Akdeniz Ülkeleri olan talya, Yunanistan ve spanya'da da çok yenidir.
Dolayısıyla üretim alanları ve miktarları ile ilgili bilgi kaynagı yoktur.
Dünyada önemli ithalatçı ülkeler ise ABD, Almanya, Fransa, Hollanda, ngiltere, spanya, sviçre
ve talya’dır. Kekigin dünya dıs ticaret hacmi 10.000 Ton/Yıldır. Bu miktarın 6-7 bin tonunu ülkemiz
karsılamaktadır. Bu miktarın da % 95 i dogadan toplanan % 5 i de tarlada üretilen kekiklerden elde
edilmektedir. (Çizelge 1)
Çizelge 1. Dünyada kekik ihraç eden ülkeler
Ülke adı hracat miktarı (ton/yıl)
Türkiye 5000-7000
Meksika 1500-2000
Yunanistan 300-400
srail 200-300
Arnavutluk 200-300
Fas 50-150
DODURGALAR-KELOGLAN MAGARASI
Emin Erdem*, Sevil Zencir**, Abdullah Akdogan***
*Doç. Dr. Pamukkale Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, Denizli
**Ars.Gör.. Pamukkale Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, Denizli
***Uzm.. Pamukkale Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, Denizli
Özet
Bu çalısmada, Denizli’ye 60 km mesafedeki Acıpayam ilçesinin, 18 km dogusunda
bulunan Dodurgalar Kasabasının 3 km batısındaki Malı Dagı’nın dogu yamacında yer alan
Keloglan Magarası sarkıt ve dikitlerinin kimyasal yapısı belirlendi. Çalısmada, Atomik
Absorbsiyon (FAAS), kimyasal analiz ve termal analiz (DTA-DTG-TG) teknikleri kullanıldı ve
örneklerin %91 oranında kalsiyum karbonat ve az miktarda silikat karbonat, sülfat ve diger metal
karbonatlar içerdigi belirlendi. Örneklerin özellikle yüksek miktarda Zn içerikleri ile Keloglan
efsanesi arasındaki iliski degerlendirildi ve magaranın turizm açısından degerlendirilmesi için yeni
öneriler getirildi.
Giris
Yer altında bulunan, en az bir insanın girebilecegi kadar genislige sahip olan bosluklara
magara denir. Bunlar birkaç metreden, kilometrelerce uzunluk ve yüzlerce metre derinlik veya
yükseklige ulasabilirler. Magaralar olusum sekline göre, dogal ve yapay magaralar olarak iki gruba
ayrılırlar. nsanların kazdıgı( kaya mezarları, volkanik tüf veya marnlarda açılan yeraltı sehirleri,
kaya evleri ve tapınaklar, meyve-sebze depoları gibi) veya hayvanların oyarak olusturdugu
bosluklar yapay magaraları olustururlar. Buna karsılık ana kaya olusurken veya olustuktan sonra,
daha sonraki fiziko-kimyasal olaylarla olusan magaralara da dogal magaralar adı verilir. Bu grup
magaralar olustugu kayaya baglı olarak gelisim zamanına göre birincil magaralar veya ikincil
magaralar olmak üzere iki alt gruba ayrılırlar. Anakaya ile birlikte olusan magaralara birincil
magara adı verilir. Lav magaraları, buzul magaraları, traverten boslukları gibi. Anakaya olustuktan
sonra gelisen magaralara da ikincil magaralar adı verilir.
Karstik alanlardan kaynaklanan suların bünyesinde eriyik halde bulunan kalsiyum
bikarbonatlı yani kireçli suların buharlasması ile karbondioksit (CO2) ve kalsiyum karbonat
(CaCO3) açıga çıkmakta ve özellikle suların yayıldıgı alanlarda travertenler, magaraların
tavanlarında sarkıt, tabanlarında ise dikitler olusmaktadır. Karbonatlı kayaların üzerine düsen
karbondioksitli atmosferik sular, topraktan ve kayaların çatlaklarından geçerken karbonik asitçe
(H2CO3) doygun hale dönüsürler. Son derece çözücü yada asidik olan bu suların geçtigi yerleri
eritmeleri sonucu karstik magaralar olusmaya baslar.
Magara çökellerinin biçim, boyut ve degisik renkli olmalarında magaranın gelistigi ana
kayanın kimyasal bilesimi, tabakaların durusları, çatlak veya kırık yapıları ile yer altı sularının
genel özellikleri, magaraya giris sekilleri, magaradaki hareketleri ve magarayı olusturan kayanın
fiziko-kimyasal yapısına göre bes gruba ayrılır[1].
1- Damlama ve sızma ile olusan damlataslar.(Sarkıt, dikit, sütun, duvar damlatasları...)
2- Aykırı (Erratik ) sekiller. ( Heliktit veya ekzantrik, magara kalkanı, magara çiçegi...)
3- Suyun yüzeyde serbest akımı ile olusanlar. (Selale damlatasları, damlatas köprüsü...)
4- Su altında ve düzeyinde olusanlar. (Damlatas havuzu...)
5- Buz olusumları.
Magaraya ulasan suların ilk olusturdugu sekil sarkıtlardır. Tavanlardaki çatlaklar veya
tabaka aralarından damlayan bu sularda bir kısım karbondioksitin (CO2) serbest hale geçmesiyle
damlaların çevresinde ince, yarım küre seklinde karbonat (CO3
-2) çökelir. Dairesel çekirdegin ortası
bos oldugundan, su buradan damlar. Damlayan her su, bu çekirdegi silindirik olarak büyütür.
Böylece, zamanla içi bos, genisligi her yerde esit çubuk makarna veya tüp seklinde saydam sekiller
olusur [2].
Magara tavanından damlarken sarkıtlar olusturan veya olusturmayan kalsiyum bikarbonatlı
sular tabanda düstükleri noktada buharlasma ve karbondioksit kaybı nedeni ile bir çekirdek
etrafında çökelirler. Damlama sonucu sıçrayarak yayılan suların, damlama noktasındaki çekirdegin
çevresindeki karbonat çökelimi üst üste devam ederek dikitleri olusturur. Sekli ve büyüklükleri
tavandan düsen suyun akıs sekli ve miktarı ile içerdikleri karbonat oranına baglı olarak degisen
dikitler, baslangıçta kubbe biçimindedir ve üst kesimleri damlamaya baglı olarak çukurdur. Sarkıt
ve dikitler gelisimlerini sürdürdüklerinde belirli bir zaman sonra birleserek sütun veya kolonları
olustururlar. Sarkıt ve dikitlere bütün magaralarımızda sık sık rastlanmakta olup, suyun bünyesinde
bulunan çesitli kimyasal maddelere baglı olarak degisik renkli son derece etkileyici görünümler
sunmaktadırlar. Bunun yanında magara tavan, duvar veya tabanında, yer çekimine aykırı olarak
degisik yönlerde ve sekillerde gelismis, karbonatlı ve sülfatlı çökellere aykırı sekiller adı verilir[2].
TÜRKİYE’DE SÜT ÜRETİMİ
Hasan YAYGIN*
* Prof. Dr. Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Gıda Mühendisligi Bölümü
Türkiye’de yıllık süt üretimi 10,5 milyon ton civarındadır. 1999 yılında üretilen sütün
%88,92’si inek % 7,98’i koyun % 2,35’i keçi %0,75’i manda süt olarak belirtilmistir. Son yıllarda
koyun keçi ve manda sütü üretimi azalmıs, inek sütü üretimi artmıstır. neklerin bir laktasyon
dönemindeki süt verimi (kg/bas) Türkiye’de 1700 kg, Avrupa Birligi’nde 5387 kg, Almanya’da
5504 kg, Danimarka’da 6576 kg olarak bildirilmistir. Ülkemizde yerli ve melez ırk ineklerin sayısı
fazla, saf kültür ineklerin sayısı azdır. Avrupa ülkelerinde sadece saf kültür ırkları
yetistirilmektedir. Süt verimi yerli ırklarda 740,6-1000 kg, melez ırklarda 1950-2500 kg, kültür
ırklarında 4 ton olarak bildirilmistir.
Ülkemizde ilk modern süt fabrikası, 1957 yılında Atatürk Orman Çiftligi bünyesinde
kurulmustur. Müstahsilin istihsal ettigi sütü islemek ve degerlendirmek özel sektörü tesvik ve ona
önderlik ve fiilen ögretmek amacıyla memleketin stratejik bölgelerinde örnek tesisler kurmak ve
islemek suretiyle Türkiye’de süt endüstrisinin gelismesini saglamak için 1963 yılında bir yasa ile
Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) kurulmus ve ilk fabrikaları1968 yılında stanbul, zmir, Kars
ve Adana’da faaliyete geçmistir. Farklı yerlerde toplam 1991 yılına kadar 36 süt fabrikası kurulmus
ve bu fabrikalar Türkiye sütçülügüne önemli katkıda bulunmustur. Bunlar, 1995 yılında
özellestirilmistir. 1970 li yıllarından itibaren özel sektör, süt endüstrisine ilgi göstermis ve modern
süt fabrikalarını kurmustur.
Ülkemizde üretilen sütün %40’nı süt üreticileri tüketiyor, degerlendiriyor, önemli bir kısmı
sokak sütü olarak satılıyor, %40’nı sayıları kimi dönemde 3000’lere ulasan kayıt dısı saglık ve
hijyen kosullarından uzak, ilkel üretim yapan küçük isletmelerde, mandıralarda ve mevsimlik
mandıralarda %20’si modern süt fabrikalarında degerlendiriliyor. Gelismis ülkelerde, Avrupa’da
üretilen sütün %90-97’ si modern süt fabrikalarında degerlendiriliyor.
Tarım Bakanlıgı 1000 ton/yıl kapasiteli 1300 süt fabrikası bulundugunu, bunların cografi
dagılımını söyle bildirmistir:
Bölgeler sletme Sayısı
Orta Kuzey 106
Ege Bölgesi 505
Marmara Bölgesi 344
Akdeniz Bölgesi 82
Kuzey Dogu 34
Güney Dogu 19
Orta Dogu 17
Orta Güney 125
TOPLAM 1300
Bu fabrikaların yıllık kapasitesi 6.153.775 tondur.
İNSAN ve ÇEVRE
Galip AKIN*
*Prof. Dr., Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi, Antropoloji Bölümü
Ö Z E T
Tüm canlılarda oldugu gibi, insan dogar dogmaz morfolojik olarak ana-babasına aynen
benzemez. Birey belirli bir sıra ve düzen içerisinde büyüme ve gelisme kademelerinden geçtikten
sonra ana-babasına benzer. Bu büyüme, gelisme ve her insanın kendine has karakterleri, sahip
oldugu genetik yapı ve çevresel kosullara baglı olarak gerçeklesir ve ortaya çıkar. Her insanın
dolayısıyla her toplumun kendine özgü genetik yapısı ve çevresel kosullarının olması nedeniyle
kendine özgü karakterlerinin de olması kaçınılmazdır. Bu baglamda, zaman sürecinde genetik yapı
ve çevresel etmenlerin degismesiyle, insan veya toplumların karakterleri de degisebilmektedir.
nsanın karakterlerinin ortaya çıkmasında belirleyici iki temel etmenden biri olan çevresel
faktörlerin, insan yapısına olan etkilerini açıklayabilmek amacıyla iklim, beslenme, rakım, egitim
ve sosyoekonomik düzey gibi çevresel kosulların etkileri tartısılacaktır. Bu etkilere ait bazı çevresel
örnekler literatürde yer alan kaynaklardan yararlanılarak, Acıpayam yöresinden seçilmistir. nsanın
karakterlerinin ortaya çıkısında etkilesimli ve belirleyici olan genetik yapı ve çevresel etmenlerin
her birinin boy, agırlık, büst yüksekligi, alt ve üst üyeler, bas çevresi gibi bazı vücut karakterleri
üzerine etki dereceleriyle bunların önemi vurgulanacaktır. Ayrıca, genetik yapı ve çevrenin
iyilestirilmesine yönelik yapılması gereken çalısmalar ve saglayacagı yararlar açıklanacaktır
Anahtar kelimeler: nsan, çevre, genetik, Acıpayam
G R S
Her bireyin belirli bir görünüs biçimi (fenotipi) ve belirli bir genetik yapısı (genotipi)
vardır. Bununla beraber, birey embriyo döneminde olsun veya dogduktan sonra olsun hemen anababasına
benzemez. Belirli ve sıralı büyüme-gelisme periyodu geçirdikten sonra ana-baba ve
atalarına benzerlik gösterir. Bireyin sahip oldugu genetik yapı ve yasadıgı çevre (habitat)
kosullarının etkilesimiyle bireyin görünüs biçimi ortaya çıkar. Birey, genetik yapısını ilk
olusumunda ana-babasından almıs oldugundan ana-babasına benzerlik gösterir. Ancak, bireyin anababasından
almıs oldugu genetik yapı, bireyin görünüs biçimini tüm ayrıntılarıyla önceden
belirlemis degildir. Ayrıca, bireyin ilk olusumu asamasında genlerin rekombinasyonu, mutasyon,
crossing-over, gen penetransı gibi genetik etmenlerle, bireyin genetik yapısı belirli oranda
degisebilir (Demirsoy, 1994; Mange ve Mange, 1994). Bireyin kendine özgü olan bu genetik
yapısı, varolan çevresel kosullara farklı sekilde reaksiyon göstererek, bireyin görünüs biçiminin
sekillenmesine önemli ölçüde yardımcı olur. Baska bir deyisle, bir bireydeki genlerin tümü
fenotipte görülemez. Özellikle çekinik genler, dominant genler yanında etkilerini gösteremezler.
Ayrıca, dominant genlerin hepsi her zaman etkisini bireylerde gösterip, sifresini tasıdıgı karakterin
görülmesini saglayamazlar. Bu duruma göre, kural olarak bir genin çalısıp çalısmaması, bulundugu
ortamın kosullarına baglıdır. Bir genin ortamı, yasanılan çevre olabilecegi gibi, bireyin genetik
yapısında bulunan diger genler de olabilir. Bireyin habitatındaki çevresel etmenler, bireyin genetik
yapısını olusturan genlerin uyumlu ve düzenli çalısmasını, az çalısmasını veya hiç çalısmamasını
saglayarak, bireyin fenotipinin olusmasını kontrol eder (Seth ve Seth, 1994; Basaran, 1986).
Bireyin yasadıgı çevrenin kosulları genis bir varyasyon (çesitlilik) gösterir. Yasanılan
çevrenin iklimi, rakımı, cografik ve jeolojik yapısı, bitki örtüsü, bireyin beslenme kültürü,
gelenekleri, egitim ve sosyoekonomik düzeyi gibi çevresel etmenler ile bireyin
yasadıgı evden baslayarak, giysileri, cadde ve sokaklar ve çalısma yerleri çevresel kosulları
olusturur. Çevresel kosullarda meydana gelen herhangi bir degisme, bireyin fenotipinde bir
degismeye neden olabilir. Buna göre, bir bireyin fenotipi, onun genetik yapısıyla çevresel
kosulların etkilesimi sonucu ortaya çıkar. Öyleyse, belirli bir özelligin çıkmasını saglayacak uygun
gen yoksa veya bir karakterin (özelligin) ortaya çıkmasını saglayacak gen varsa, fakat çevre
kosulları uygun degilse, bireyde sözkonusu karakter görülmez. Bu durumda, bireyin görünüs
biçimini kazanmasında çevrenin mi, yoksa genetik yapının mı etkisi fazladır? Denilebilir ki uygun
çevre olmadan genetik yapının bir önemi olmadıgı gibi, dengeli ve uyumlu bir genetik yapı
olmadan, bireyin üreme ve yasama olanagı olamaz. Bu nedenle, canlılar için çevre de genetik yapı
da birbirini tamamlayan vazgeçilmez ögelerdir. Söyle ki, bireyin genetik yapısıyla, iç ve dıs
çevresel etmenler sürekli etkilesim halindedir. Bu karsılıklı ve olumlu etkilesim bireyin fenotipini
olusturur. Bu iki degisken sürekli etkilesim halinde oldukları için belirli bir karakter üzerine her
birinin etki derecesi aynı olmasına karsın, farklı özellikler üzerine etkileri degisik derecelerdedir.
Örnegin bir bireyin kan grubunun belirlenmesinden tamamen bireyin genetik yapısı sorumlu iken
zeka, boy uzunlugu, agırlık gibi özelliklerin belirlenmesinde her biri için farklı oranlarda olmak
üzere, hem genetik yapı hem de çevresel faktörler etkilidir. Öte yandan veba, sıtma ve kolera gibi
bulasıcı hastalıklara yakalanmada ise tamamen çevresel kosullar etkilidir (Mange ve
Mange, 1994; Harrison ve ark., 1999; Akın ve Sagır, 2000-2001).
ANTİK DÖNEMDE ALACAİN (AGATHE KOME) KAZANES VADİSİ
BAGLANTISI
Celal SMSEK*
*Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, DENZL
Antik Dönemde Acıpayam Ovası Kazanes Vadisi olarak bilinmektedir1 (Resim 2, 7-8). Bu
Themisonion (Karahöyük)’da bulunan Roma Dönemi’ne ait sikkelerde, Nehir Tanrısı adı olarak
geçmektedir2. Antik kaynaklar her ne kadar Kazanes Vadisi (Acıpayam Ovası)’ni Phrygia Bölgesi
içinde gösterse de, bu cografi yönden degil, daha çok ticari ve yönetim yönlerindendir3. Strabon
(XII.8.13) burayı, Phrygia’nın Pisidia boyunca uzanan parçası olarak bildirir ve Themisonion’u,
Laodikeia’nın komsusu olan kasabalar içinde sayar4. Cografi yönden Phrygia Bölgesi’nin en batı
sınırını Salbakos (Babadag) Dagı silsilesi ve Kadmos (Honaz) Dagı, Lykus (Denizli-Sarayköy
Ovası) Vadisi önünde olusturur5 (Harita 1). Güneybatı tarafta ise, Anava Ovası (Çardak ve Beylerli
Ovaları) önünde Sögüt Dagı cografi olarak Phrygia ve Pisidia bölge sınırını çizer. Kuzeybatıda
Sarayköy ve Buldan yönünde dogal sınırı, Maeandros (Menderes) Nehri belirlemistir. Kazanes
Vadisi’nin batı tarafında yer alan Gölgeli Dag silsilesinin devamı olan Bozdag ve Kır Dagları ise,
Karia sınırını olusturmaktadır (Harita 1, Resim 1). Kazanes Vadisi kentlerinin (Themisonion, Eriza,
Phylakaion) Phrygia Bölgesi içinde gösterilmesinin nedeni, bu kentlerin ticari ve ekonomik yönden
Laodikeia’ya baglı olmalarından kaynaklanmaktadır. Bunun da ötesinde Laodikeia, Hierapolis,
1 Yüzey arastırmasına Ars.Görevlileri M. Aysem TARHAN-Mehmet OKUNAK, Ögrenciler Rabia KADIOGLU ve
Hüseyin KIYAK katılmıstır. Katkılarından dolayı Pamukkale Üniversitesi Rektörlügü, Acıpayam Kaymakamlıgı ve
Belediyesi yetkililerine tesekkür ederim.
2 Head 1977, 687; Head 1906, 418-419, no.4-5, Lev.XLIX/1-2; SNC 1982, no.750; Ruge 1921, 101; S. Severus
(M.S.193-211)-Philippus I (M.S.244-249) Dönemlerine ait yarı otonom sikkelerin arka yüzlerinde, Irmak Tanrısı
Kazanes, yarı uzanmıs (QEMICW NEWN KAZANHC=THEMISONION KAZANES), vücudunun üst kısmı çıplak,
ancak alt kısmı himation giyimli, sol kolu altında devrilmis ve su akan vazosu, Kazanes Irmagı’nı sembolize etmektedir.
3 Ramsay’de Salbakos (Babadag) ve Kadmos (Honaz) Dagı’nı Phrygia sınırı olarak kabul etmekte, Kazanes Vadisi’nin
Phrygia sınırı içinde gösterilmesinde ise, Laodikeia ile Themisonion arasında ticaret ve yönetimin baglayıcı oldugunu
bildirmektedir (Ramsay 1895, 253-254); Ayrıca Phrygia ve Pisidia Bölge baglantısı için bkz. Robert 1954, 52-53.
4 Kazanes Vadisi; Phrygia, Pisidia, Lykia ve Karia Bölgeleri arasında geçisi saglayan tampon bölge konumundadır. Bu
nedenle kesin bölge sınırlarını belirlemek zordur. Strabon (XIII.4.12) güneye dogru Toroslara kadar uzanan kısımların
iç içe girmis oldugundan Phrygialılar, Karialılar, Lydialılar ve Mysialıların birbirine karıstıklarından ayırt edilmelerinin
güç oldugunu belirtmistir.
5 Salbakos Dagı Karia ve Phrygia sınırını olusturur. Tavas Ovası antik kentleri; Herakleia Salbake, Apollonia Salbake,
Tabai ve Sebastopolis Karia Bölgesi kentleri içinde, Alabanda Conventus’una dahillerdir. Salbakos Dagı’nın Lykus
Vadisine bakan kuzey yamaçlarında yer alan Attouda ve Trapezopolis antik kentleri de mparator Diokletianus (M.S.
284-305)’un yaptıgı bölge taksimatına kadar, Karia Bölgesi sınırları içinde sayılmıslar, ancak Bizans Dönemi’nde
Phrygia Pacatiana’sına baglanmıslardır (Bkz. Ramsay 1895, 165-166, 171-172; Simsek 2002a, 3). Phrygia Bölge
haritasi için bkz. Sevin 2001, Res.29; Calder-Bean 1958; Ramsay 1897; Ramsay 1960, 100; Traversari 2000, Fig.1).
Kolossai, Themisonion, Eriza, Phylakaion gibi kentlerin baglı oldugu Conventus (bölge
mahkemesi), Kibyra (Gölhisar)’da bulunmaktaydı. Çünkü Kibyra, Pisidia, Lykia ve Karia
Bölgelerinin kesisme noktasında ve güneye (Akdeniz’e) ulasan ana yol güzergahı üzerinde yer
almaktaydı (Harita 2).
Antik dönemde güneybatıda Karia ve Lykia Bölgesi sınırını olusturan ndus Nehri (Dalaman
Çayı); Boubon (becik) yakınlarında Karkın Dagı kaynagından beslenerek, Kibyra (Gölhisar)
Ovası’nda diger bir kolla birlesip, Kazanes Vadisi’ne gelir. Burada Kadmos (Honaz) Dagı
eteginden çıkan Kazanes Irmagı ve diger küçük derelerden de beslenerek, Gireniz Vadisi’nden
geçip, Akköprü, Dalaman ve nihayet Sarıgerme yakınlarında denize dökülür (Harita 1-2).
Kazanes (Acıpayam Ovası) Vadisi, ana kavsak noktası olan Laodikeia’dan güneye ulasımı
saglayan yol güzergahı üzerinde yer alır (Harita 2). Burası güney-kuzey yönünde uzanan tam bir
geçis noktasıdır. Laodikeia’dan çıkan güney yolu; günümüzde de kullanılan Cankurtaran’dan
geçerek, Themisonion (Karahöyük)’a ulasıp, oradan da Kibyra (Gölhisar)’ya aktarılıyordu.
Themisonion ile Kibyra arasında Phylakaion, Eriza gibi Kazanes Vadisi kentleri yer alır6. Kibyra
(Gölhisar) güney kentlerini denizden itibaren iç kesimlere baglayan ana kavsak noktasındadır.
Kibyra’dan, Perge, Sillyum ve Aspendos yol agıyla Side antik kenti limanına ulasılıyordu. Bu ana
güzergah “Itinerarium Antonini” ve “Tabula Peutingeriana”da da gösterilmistir7 (Harita 3).
Kazanes Vadisi (Acıpayam Ovası)’nde Yassıhöyük, Karahöyük, Pınaryazı-Sellerhöyük,
Yazır Öreni, Yugüstü höyügü, Bagardı höyügü, Karkın höyügü, Kelerlik höyük, Pınarbası höyük,
Darıveren höyük, Kumavsarı höyük, Üvehöyük gibi Prehistorik yerlesimler bir yana bırakılırsa8,
Themisonion M.Ö. 3. yy.ın ortalarında bir Seleukos kenti olarak, II. Antiokhos tarafından
kurulmustur9. Bununla ilgili olarak Kazanes Vadisi içinde Dodurgalar’da bulunan yazıt, Hellenistik
Dönem’e, M.Ö. 3. yy.ın ortalarına tarihlenmistir10.
Bölgedeki Seleukos hakimiyeti, M.Ö. 190 yılında yapılan Magnesia Savası ve arkasından
M.Ö. 188 yılında imzalanan Apamea (Dinar) Barısı’na kadar devam etmistir. Bergama Krallıgı
hakimiyeti, M.Ö. 133 yılında III. Attalos’un vasiyetiyle Krallıgını Roma’ya bırakmasına kadar
6 Kazanes Vadisi kentleri olan; Themisonion, Phylakaion ve Eriza’nın tam lokalizasyonları henüz yapılamamıstır.
Ancak arastırmacılar Themisonion’u, ovaya hakim noktada ve geçis yolu üzerinde olması, kurulusun Seleukos kent
gelenegine uygun olması gibi nedenlerle, Karahöyük üzerine yerlestirmislerdir (Bkz. Ramsay 1895, 252-253; Ramsay
1960, 146). Peutinger Tablosu’ndaki mesafe çizelgesine göre, Themisonion, Laodikeia’nın 34 mil güneyindedir (Texier
2002, 394). Günümüzde Karahöyük’te antik kentle ilgili fazla kalıntı göze çarpmamaktadır. Mevcut kalıntılar da daha
çok yerel özelliklerin agır bastıgı, Roma ve Geç Antik Çag karakteri tasımaktadır. Bu da Kazanes Vadisi kentlerinin
dısa kapalı olduklarını, Romalılık özelliklerinden fazla etkilenmediklerini gösterir.
7 Traversari 1995, 67-69; Traversari 2000, 9-12, Fig.1-2; Özsait 1982, 356-357; Ramsay 1960, 46-47, 50, 471-472;
Ruge 1934, 1640; Ramsay 1895, 251-255. M.Ö. 190 yılında Bergama destekli Romalılar ve Seleukoslar arasında
yapılan Magnesia Savası sonunda, müttefiklere savas ganimeti dagıtmak için, Senatoca görevlendirilen Romalı
komutan Gnaeus Manlius Vulso, M.Ö. 189 yılında Themisonion yolunu kullanarak Termessos’a ulasmıstır (Magie
1950, 279-280, 1156-1158, not 4; Magie 2001, 40-43; Robert 1954, 18). Bu bilgiler Hellenistik Dönem’de güney
yolunun faal durumda oldugunu göstermektedir. Peutinger Tablosu’nda gösterilen ve Cormasa’ya ulasan yolda, ilk
kavsak noktası Themisonion’dur.
8 Bölge höyüklerinde simdilik en eski yerlesim Eski Tunç Çagı’na (M.Ö.3000) kadar inmektedir (bkz. Duru 1999, 131-
138). Ayrıca höyükler için bkz. Daldaban vd. 2001, 44-47.
9 Ramsay 1895, 252; Head 1977, 687; Head 1906, civ; Sevin 2001, 204; Ruge 1934, 1638; Kazanes Vadisi’nde en
erken Eriza sikkeleri M.Ö. 1. yy.a tarihlenir (Head 1906, lvii-lviii; Head 1977, 672-673; SNG 1982, no.364). Ancak
Eriza’nın M.Ö. 189 yılında Romalı G. Manlius Vulso tarafından ele geçirildigi bilinmektedir (Sevin 2001, 204; Ramsay
1895, 259). Eriza için ayrıca bkz. Ruge 1934, 469-470.
10 Ramsay 1895, 257; Ruge 1934, 1639; Yazıt Kral II. Antiokhos’un karısı Laodike ve kız kardesinin kültlerinin
kurulusuyla ilgilidir. Hellenistik Dönem öncesi seramik kalıntıları daha çok höyük yerlesimlerinde bulunur. Bunun
yanında ovayı kontrol eden geçit ve zirvelerde (Tombalak kaya, Malı Dagı, Alacain gibi) Hellenistik Dönem öncesi
kalıntılara rastlanılır. Kazanes Vadisi yerlesimleri için ayrıca bkz. Sögüt, B., “Kalıntılar Isıgında Antik Dönemde
Acıpayam Ovası” çalısmasına.
devam etmistir11. M.Ö. 130 yılında bölge Asia Prokonsüllügü’ne baglanmıstır12. Hierapolis,
Kolossai ve Laodikeia’da dahil olmak üzere Kazanes Vadisi, Kibyra Conventus’una dahildir.
Ancak Bizans Dönemi’nde bölge, merkezi Laodikeia’da olan Phrygia Pacatiana’sına baglanmıstır13.
Bizans Dönemi listelerinde Themisonion, Agathe Kome ve Eriza’nın adı geçerken, Phylakaion’un
adı geçmemistir14. Bizans Dönemi’nde daha çok Laodikeia, Kolossai ve Hierapolis ön plana
çıktıgından, bölge Roma Dönemi’ndeki önemini gittikçe kaybetmistir.
Kazanes Vadisi’nin Helenistik Dönem öncesi tarihi, Phrygia Bölgesi içindeki diger kentlere
benzemektedir. Eski bir Anadolu sistemi olarak, kabilelerin birlesmesiyle olusturulmus kentlerde
oldugu gibi, Kazanes Vadisi halkını, Phrygler ve daha çok yerel kabileler olusturmustur. Strabon
(XIV.5.23) Pisidialılar ve Phrygialılar’ın iç kesimlerde yasadıklarını bildirmektedir. Bu bakımdan
Hellenistik öncesi yerel halkları daha çok Pisidialılar ve Phrygialılar olusturmus olmalıdır15. Bu
halklar kendi kültür ve inanıslarını, dıstan gelen daha az etkiyle (Helenistik ve Roma) devam
ettirerek, böylece dısa karsı daha kapalı bir kültür meydana getirmislerdir. Bölgenin dısa kapalı ve
yerel özelliklerinin daha agır bastıgını, alçak kabartmalı kireç tası altarda görmek mümkündür16
(Resim 59). Strabon (XIII.4.17) Kibyralılar’ın Lydialılar’ın soyundan oldugunu, bunların Kabalis
ve çevresindeki Pisidialıları ele geçirerek oraya yerlestiklerini, dil olarakta, Pisidia, Solym, Grek ve
Lydia dilleri olmak üzere dört dil kullandıklarını bildirmistir17. Bu da bölgeye farklı kabilelerin
gelip yerlestiklerini ve dolayısıyla bunların farklı diller konustuklarını gösterir. Çünkü antik
dönemde Kazanes Vadisi kentleri (Themisonion, Eriza, Phylakaion) üzerinde en az Laodikeia
kadar, Kibyra’nın da etkisi vardır. Hellenistik Dönem’le birlikte bölgeye; Seleukoslar,
Bergamalılar, Traklar, Makedonyalılar ve Romalılar gelerek yerlesmislerdir18. Dıstan gelen bu
halklar, bölge halkıyla kaynasarak yasamlarını sürdürmüslerdir.
Antik dönemde Kazanes Vadisi kentlerinin (Themisonion, Eriza, Phylakaion) fazla
gelisememis olmasının ana nedeni, bölgenin iki güçlü metropol kenti olan, Laodikeia ve Kibyra’nın
ortasında kalmasından kaynaklanmaktadır (Harita 2). Çünkü Kazanes Vadisi kentleri hem tarımsal
yönden, hem de hayvancılık yönünden, Laodikeia ve Kibyra’nın arka bahçesi konumundaydı. Antik
dönemde bölgenin en önemli pazarı (agora) Themisonion (Karahöyük)’da kuruluyordu (Resim 3-4).
Bu hareketli pazara vadi üreticileri mallarını getiriyor ve Laodikeialı ve Kibyralı tüccarların
begenisine sunuyorlardı. Karahöyük Pazarı bu hareketli alıs veris gelenegini yakın geçmise kadar
sürdürmüstür19. Çünkü bölge tarımsal girdiler bakımından bereketli topraklara, hayvancılık için de
genis mera-otlak ve daglara sahiptir.
BİR MÜZİK EFES-İ, TALİP ÖZKAN
Mustafa KARAKAYA*
*TRT Ankara TV Prodüktör
Talip Özkan’ın derleyip meshur ettigi Avsar Beyleri türküsünü dinleyerek baslayalım.
---Avsar beyleri CD sesli (sözlü kısım 2’45” toplam 11’40”)
Cografi topragın vatan olabilmesi korunmasının yanında millet unsurlarının gelismesiyle
mümkündür. Yasanan toprakların uygarlık eserleriyle donatılması çok güzel ama kültürel kisiler
yetismez, eserler ortaya konmazsa yurtta ortak duygu düsünce gerçeklesmez. Herkes kendi alanında
çalısmasını sürdürmelidir. Bu arada söz ve saz ustalarının çalısmaları yasanan olaylarla duygu ve
düsüncelerini kendi gönüllerinde yogurup toplumun sözcüleri olurlar. Bu tarih boyunca böyle süre
gelmistir.
Pek kimse tanımasa bile Talip Özkan; önce yurdunda simdi de kültürümüzü günümüz
sartlarında Avrupa da tanıtan bir sanatçıdır.
1941 Yılında Ankara radyosunda “Yurttan Sesler Korosu”, Muzaffer Sarısözen tarafından
kuruldu. Talip Özkan’ı büyük müzik adamımız Muzaffer Sarısözen lise yıllarında kesfedip müzige
kazandırmıstır. Sarısözen ayrıca birçok halk ozanını radyolarla genis kitlelere tanıttı. Türkiye’nin
dört bir kösesini dolasarak binlerce türkü derledi, arsivledi. Talip Özkan’ın derlemedeki
öncülerinden biri de Sarısözen’dir.
Kulaklarımızda hala çınlayan Yurttan Sesler programında 1957 yılında baslayan Talip
Özkan’ın görevi, saz sanatçısı, korist, solist, koro yönetmeni ve derleyici olarak 20 yıl kadar
sürmüstür.
Ankara, stanbul ve zmir Radyolarında çalısan Talip Özkan 1977 yılında TRT’den
ayrılmıstır. Fransa’ya giden Talip Özkan burada iki üniversiteden müzik diploması aldı. Paris
üniversitesi Müzikoloji Fakültesinde doktorasını tamamlayıp ögretim üyesi olarak Türk müzigini
Avrupa’da ögretmeyi ve tanıtmayı sürdürüyor. Paris’teki görevi yanında Hollanda Rotterdam
Üniversitesi Türk Müzigi Bölümü ögretim üyeligi görevini de sürdürüyor. Halen Avrupa’da saz ve
tambur dersleri vermektedir.
Talip Özkan, ögrenci yetistirmenin yanında Avrupa’nın çesitli ülkelerinde açıklamalı
konserler veriyor. “Sanatçı, ayrıca rlanda, Amerika ve Yunanistan’da çok sayıda plak doldurdu.
Fransa’da saz ile açıklamalı konserler veren Talip Özkan, bu konser dizilerini Almanya, Avusturya,
Belçika, Cezayir, Fas, Finlandiya, Hollanda, rlanda, spanya, sveç, sviçre, talya, Tunus ve
Yunanistan gibi ülkelerde de sürdürdü. Geleneksel Türk çalgılarından olan baglamayı çesitli yönleri
ile dünyanın degisik ülkelerinde sanatseverlere ve müzikologlara tanıtmasının yanında, Talip
Özkan, Avrupa’da yasayan Türk ailelerinden yüzlerce ezgi derledi.” 1
Türk Halk Müzigi denince Anadolu'nun ve Trakya'nın ses kültürü akla gelir. Bu kültürün
kaynakları, çesitli dogal ve sosyal olaylar çerçevesinde ezgi üretimini sürdürürler ve ses
kültürümüze katkıda bulunurlar, bitmek tükenmek bilmeyen gayretlerle... Bir de bunları toplayan,
kendine özgü yorumlarıyla uygulayan ikinci kusak halk sanatçıları vardır. Çileli bir kusagın sanat
emekçileri diyebilecegimiz bu insanlar arasında halk müzigimize birçok yönden hizmet etmis olan
Talip Özkan ismi kuskusuz önemli bir yer tutar. Talip Özkan, halk kültürünü yasayarak yasatmaya
gayret etmis bir sanatçıdır.... Çocukluk yıllarından itibaren halk kültürünün dolayısıyla müziginin
içinde yogrulmus, daha sonraları ülkenin dört bir yanına sazı ve sesiyle ulasmıs Talip Özkan...
HUKUK ALANINDA ACIPAYAM
Yılmaz TURAN*
*Onursal,Emekli Yargıtay Üyesi
Genel Bakıs:
Bilindigi üzere Osmanlı Devleti münhasıran “Din Devleti” vasfında olmamakla beraber
ülkede ser’i hukuk kuralları ile örfi hukuk kuralları bir arada uygulanmıstır.
Devlet yapısı ve saray ile teb’a arasında genelde Örfi Hukuk adı altında nitelendirilebilecek
Orta Asya’dan itibaren boylar arasında gelenek ve görenek kuralları geçerli idi. Göçebelikten
yerlesik düzene geçtikten sonra uzun süre boy-asiret beyleri insanlar arasındaki uyusmazlıkları örfi
hukuk ile çözümlemislerdi.
Fetihler ile çesitli etnik ve dini guruplar imparatorluk içinde yer almaya basladıktan sonra,
kendi aralarındaki anlasmazlıklar, kendi kuralları ile çözümlenmistir. Müslüman halk da önemli
ölçüde ser’i hukuk kurallarına göre hüküm veren ve Ser’iye Vekaletine baglı kadılar tarafından
özellikle Ahkam-ı Sahsiye (kisi ve aile hukuku) ile Akaid (ticari hukuk) hükümleri uygulanmıstır.
Devletin uluslar arası münasebetlerinin artması ile bilinen sebepler meydana gelmis ve 1839
yılında Gülhane Hattı ile ıslahat hareketleri baslamıs ve 1856 yılındaki gelismeler ile yabancılar
(etnik ve dini azınlıklar) bakımından dıs zorlamalar ile Nizami Mahkemeler kurulması gündeme
gelmis ve Ahmet Cevdet Pasa baskanlıgında kurulan komisyon “Mecelle-i Ahkam-ı Adliye” adı
altında ilk yazılı yasa taslagı hazırlanmıs ve Mesrutiyet ile birlikte yürürlüge girmistir. 1877 yılında
ilk nizami mahkemeler kurulus kanunu çıkarılarak kadılar yanında fakat ayrı olarak hakimlikler de
göreve baslamıstır.
Bilindigi gibi kadılar, dini esaslara göre medreselerde yetistirilmis kisilerdi. Görev yaptıkları
müstakil binaları ve aylıkları için devletçe verilmis bütçeleri yoktu. Kendi evlerinde muhzır veya
mubassır adı verilen yardımcıları ile birlikte görev yaparlardı. Baslangıçta her türlü etkiden uzak
verdikleri ser-i ilamlar bugün dahi üzerinde incelenmesi gereken müstesna hukuk belgeleri
niteliginde bulunmaktadır. Her kurumda oldugu gibi zaman içinde bozulmalar bu alanda da
görülmüstür.
Acıpayam’da Hukuk:
Yapılan arastırmalarda, Acıpayam’da belediyenin 1868’de kuruldugu ve 1871 yılında ilçe
oldugu kayıtlardan anlasılmaktadır. Burada ilçe olmakla kaza olmak arasındaki küçük farka isaret
etmek gerekiyor.
Devletin uygun gördügü kasabalara kadı tayin etmesi ile o belde kaza diye anılırdı. Zira
kadı, sadece adli yargı görevini degil aynı zamanda bugün belediye baskanı ve kaymakamların
yaptıgı idari görevleri de yerine getirirdi. Bu sebeple Acıpayam’ın ilçe olmadan önce kaza oldugu
yolunda büyüklerimizden intikal eden duyumlar vardır. Adalet Bakanlıgı’nda yaptıgım arsiv
çalısmalarında ne yazık ki bu dönemlere ait kayıtlara rastlamam mümkün olmadı. Acıpayam
Hükümet Konagı, Cumhuriyet’ten önce ve sonra iki defa büyük yangın geçirdiginden mahalli
kayıtlar da bulunmamaktadır. Sahsen dedem Tugralıoglu Nebi Efendi 1890’lı yıllarda Aksekili bir
kadı ile beraber Akseki’den Acıpayam’a gelmis ve babaannem Gemalmaz Ömer kızı Zeynep ile
evlenip Acıoayam’a yerlesmistir. Dedemin Akseki Gödenedeki ailesine “Kadızadeler”
denilmektedir. Bu hatıradan anlasılmaktadır ki; Acıpayam’da nizami mahkeme kurulması 1900’lü
yıllardan sonra olmustur.
Acıpayam’da Nizami Mahkemeler:
Bilindigi gibi Acıpayam ilçe oldugu zaman 200’e yakın ilçeye baglı köy ve kasabalar
bulunmakta idi. Satırlar nahiyemiz, Yesilova adı altında ilçe yapılarak Burdur iline baglanmıstır.
Yesilova ile birlikte 15’e yakın köy de ayrılıp gitmistir. 1953 yılında Karaman nahiyemiz, Çameli;
1986 yılında Kızılhisar nahiyemiz de Serinhisar adları ile müstakil ilçe olmuslardır. Bütün bu
ilçeleri ve nüfus yogunlugunu düsündügümüzde, Cumhuriyet ile birlikte Acıpayam’da çift hakimli
asliye teskilatının kuruldugu anlasılır. Bu teskilatta en az dört hakim ve bir savcı bulunur. Hukuk
hakimi, ceza hakimi, sulh hakimi, sorgu hakimi gibi. Daha sonraları ise sorgu hakimlikleri
kaldırılmıs, yerine göre tapulama hakimi ilave edilmistir.
1982 yıllarında Acıpayam’a Agır Ceza Mahkemeleri kurulması için Adalet Bakanlıgı’ndaki
görevim sırasında bir dosya hazırlanmıs, Yesilova ve Gölhisar belediye encümenlerince de adli
bakımdan Acıpayam’a baglanmalarının uygun olduguna dair kararlar temin edilmis ise de Çivril ve
Çal ilçelerinin de taleplerinin gelmesi üzerine daha sonra görüsülmek üzere dosyalar arsive
kaldırılmıstır. Burada eksiklik olarak uygun cezaevimizin olmaması baslangıçta olumsuz etki
yapmıstır.
Acıpayam’da Yetisen Hukukçular:
Sahsi arastırmalarıma göre,1945-46 yıllarına kadar fakülte mezunu olan hukukçumuz
yoktur. Medeni Kanun’un kabul edildigi 1926 yılından sonra, Adliye Vekaletince, agır ceza
merkezlerinde açılan sınav ile medreselerde yetisen kisilere veya nizami mahkemelerde baskatiplik
yapanlara “Dava Vekaleti Ruhsatnamesi” verilmistir. Bunlar arzuhalcilerden farklı statüde
bulunmaktadırlar. Mahkemelere cübbe ile girerler ve avukatlık kanunu hükümlerine uyarlar.
Acıpayamdaki bu durumdaki meslek büyüklerimiz sunlardır:
Yukarı Mahalle’den Hocazade Ahmet Efendi, Hallakçı Faik Efendi, Asagı Mahalle’den
Celil oglu Mehmet Efendi, Fevzi Efendi ve rahmetli babam Nebi oglu Halil Efendi’dir.
Yesilyuva’dan Hafız Ahmet Efendi, Mustantik muavini (sorgu hakimi yardımcısı) olarak Acıpayam
Adliyesi’nde kısa bir süre görev yapmıs ise de yukarıda anlattıgım sınava girmediginden
ruhsatname alamamıstır.
Acpayam’da Hukuk Fakültesi’ni bitirerek hakim, savcı veya avukat olarak 1960 yılına kadar
görev yapanlara gelince;
1946 yılında Denizli milletvekili seçilen Resat Aydınlı, 1950 yılında Denizli milletvekili
seçilen Hüsnü Aksit, Sacit Çagırgan, Salim Çagırgan, Muzaffer Akıncı, Dogan Akıncı, Muhittin
Satır, Mehmet Nurcan, Yılmaz Turan, lhan Sözgen ve Nail Caner’dir. Bu tespitler eksik olabilir.
Baglı köylerden yetisip de iletisim kuramadıgımız meslektaslarımız ile 1960 sonrası meslege
katılanlar genis bir arastırma ile ortaya çıkarılmalıdır. lhan Sözgen kaymakamlıga müracaat
valilige yükselmis bir Acıpayamlı’dır ve yetisen ilk validir. Askeri hakim olarak yüzbası rütbesi ile
okuyup ilk askeri hakim Durmus Basmacı’dır. Acıpayam’da ilk yetisen Yargıtay üyesi, bu satırları
yazan Yılmaz Turan’dır. Daha sonra Süleyman Caner ve Hasan Erbil de Yargıtay üyeligine
seçilmislerdir.
Savunma meslegi olarak avukatlıkta görev yapanlardan Acıpayam’da kalan Sacit Çagırgan
büyügümüz dısında görev yapan avukatlar ile yeterli iletisim kurulamamıstır. Genç Acıpayamlı
hukukçular ile her zaman iftihar edilmelidir. Çok çalısarak hem meslege hem de Acıpayam’a
hizmet mesalesini devam ettirmelidirler. Hepsine saglık ve basarılar diliyorum.
ACIPAYAM TÜRK OCAGININ TASFİYE SÜRECİ GELİSMELERİ
Yard. Doç. Dr. Ercan HAYTOGLU*
* Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
GRS
Türk Ocakları 1911’de fiilen, 1912’de resmen kurulmustur. Yayın organı “Türk Yurdu”
dergisi ile bütünlesen Türk Ocakları, Türkçülük hareketini hayatın her alanına yaymaya çalısmıs bir
kültür hareketi olmustur1.
Türk Ocakları II. Mesrutiyetin ilanı ile Türkçülügün örgütlenmesine imkân verilen bir
ortamda Türk Dernegi (Kasım 1908 ) ve Türk Yurdu (Agustos 1911 ) isimli milliyetçi derneklerin
üçüncüsü olarak kurulmustur.
20 Haziran 1911 günü Tıbbiyeli’lerin yaptıgı çagrı ile yapılan toplantıya, Milli Sair Mehmet
Emin(Yurdakul), Akçuraoglu Yusuf, Mehmet Ali Tevfik, Emin Bülent, Eczacı Fuat Sabit, Agaoglu
Ahmet gibi bir çok aydın katılmıstır2. Toplantı sonucu dernegin adının Türk Ocagı olması
kararlastırılırken, Mehmet Emin, ocak baskanlıgına Akçuraoglu Yusuf da 2. baskanlıga
getirilmistir. Yönetici sınıf, ülkeyi parçalanmaktan Osmanlıcılık fikri ile kurtarmayı amaçladıgı için
bu dernege sıcak bakmamıstır. Fakat bu durum uzun sürmemis, Balkan Savasından sonra
Tanzimat’tan beri imparatorlugun resmi politikası olarak sürdürülmekte olan “Türk olan ve
olmayan bütün unsurlarla birlikte bir karma Osmanlı milliyeti kurmak fikrinin tamamıyla bos ve
zararlı oldugu açıkça anlasılmıstır3. Bundan sonrada ocaklar ile ttihat Terakki Fırkası arasında bir
yakınlasma baslamıstır. Bu yakınlasma Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yeni bir kadro ile devam
etmistir. Türk Ocaklarının hakim güçle bu yakınlasması, ocakların amaçlarının hakim gücün
amaçlarıyla paralellik tasımasından kaynaklanmıstır.
Türk Ocakları kuruldukları 1912’den, kapatıldıkları 1931 yılına kadar bulundukları dönemin
sartlarına göre toplumun ihtiyaçlarını gidermeye çalısmıs ve bunun için birçok çalısma yapmıstır.
Türk Ocakları, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savası sonunda yenilgiyi kabul etmesi ile
ülkenin birçok yerinde isgaller baslamıstır. sgallerin yapıldıgı bölgelerde ilk el konulan yerlerden
biride milli hisleri uyandırmasından korkulan Türk Ocakları olmustur. Çünkü bu ocaklar milli
1 Kenan Akyüz, “ Türk Ocakları” , Belleten , C.I ., Sayı 196 (Nisan 1986)’dan Ayrı Basım, s.201
2 brahim Karaer, Türk Ocakları (1912-1931), Ankara 1992, s.9-10
3 Akyüz, a.g.m ., s. 203
mücadele için milli uyanısı saglamaya çalısmıslar, mitingler ve protesto gösterileri yapmıslardır.
Süphesiz bu mitinglerin en önemlileri Fatih ve Sultan Ahmet mitingleri olmustur4.
Türk Ocakları, 9 Eylül 1922’de kazanılan Büyük Zaferden sonra yeniden açılmaya
baslamıstır. lk açılan ocak subesi zmir Türk Ocagı olmustur. Bundan sonra ocaklara devletçe
büyük bir destek verilmistir.
Türklügün her alanda yükselmesini amaç edinen Türk Ocakları, Türk milletini aydınlatmak
için konferans, müsamere, konser, ders, kurs, okul, nesriyat, kütüphane, spor, sergi, radyo, sinema
gibi her türlü ögretici araçlardan yararlanmıstır.
Türk Ocakların da okuma yazma kursları, musiki, daktilo, yabancı dil gibi birçok egitici
faaliyetlerde de bulunulmustur. Ocaklar yayın faaliyetlerinde de bulunmuslar basta Türk yurdu
olmak üzere birçok kitap ve brosürler yayınlanmıstır5.
Türk Ocakları merkezinde kırk bin ciltlik bir kütüphane olusturulmus ve diger Türk
Ocaklarında da kütüphaneler kurulması saglanmıstır. Türk Ocakları halkın dertleri ile yakından
ilgilenmis nüfusun ekseriyetini olusturan köylü vatandasların aydınlatılması ve sorunlarının çözümü
için çaba harcamıstır. Kimi yerlerde köylü halka ücretsiz muayeneler yapılmıstır6.
Türk Ocakları tarafından fotograf ve diyapozitif koleksiyonları olusturulmus, sergiler, radyo
ve sinemadan halk egitiminde yararlanılmıstır. Ayrıca ocaklar tarafından spora da büyük bir önem
verilmistir7.
Cumhuriyetin ilanından önce ve sonra Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nı olusturan yönetici
kadro devamlı olarak Türk Ocaklarını desteklemistir. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün
arzusu ile Türk Ocaklarının yeniden açılması için Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyetinin toplandıgı salonda toplanılmıs ve Mustafa Kemal Pasa (Atatürk)’ya 1 numara verilmis
ve ocaklar Cumhuriyet dönemi için önemli bir misyon yüklenmistir. Ocak üyelerinin yarısından
çogu Mustafa Kemal Pasa’nın arkadasları, mebuslar, yazarlar ve ögretmenlerden olusmustur8.
Mustafa Kemal Pasa, Türk Ocaklarını maddi ve manevi yönden destekleyerek ocaklar
vasıtasıyla “Çagdas Türkiye” ülküsünün halk arasında yayılmasını amaçlamıs9, yurt gezilerinde
hemen hemen gittigi her ilde bu ocaklara ugramıs, gençlerle sohbet etmis ve çalısmalarını
denetlemistir10
.
23 Nisan 1925 tarihinde Türk Ocaklarının 2. Dönem kinci Kurultayı toplanmıs ve bu
kurultayda Mustafa Kemal Pasa’nın esi Latife hanım fahri baskan seçilmistir11.
Türk Ocaklarının gerek Mustafa Kemal Pasa, gerekse iktidarla olan bu iyi münasebetleri
1927’ye kadar degismemistir. 1927 yılından itibaren ilkelerini olusturmaya ve daha otoriter bir güç
haline gelmeye baslayan CHF ile halk arasında önemini koruyan Türk Ocakları subeleri arasında bir
4 Hüseyin Tuncer, Yücel Hacaloglu, Ragıp Memisoglu, Türk Ocakları Tarihi (Açıklamalı Kronoloji) 1912–1997 C.1
Ankara 1998, s. 67
5 Karaer , a.g.e., s.81
6 Karaer, a.g.e, s.181
7 Karaer, a.g.e, s. 182
8 Enver Behnan Sapolya “Atatürk ve Halkevleri”, (Atatürkçü Düsünce Üzerine Denemeler), Ankara, 1974, s. 65.
9 Karaer, a.g.e., s.52.
10 Günver Günes, zmir Türk Ocagı Faaliyetleri (1923–1931) Dokuz Eylül Üniversitesi, Atatürk lkeleri ve nkılap
Tarihi Enstitüsü, Danısman; Prof.Dr. Ergün Aybars, Yayınlanmamıs Yüksek Lisans Tezi, zmir 1990 s.129
11 Tuncer, a.g.e, s. 155
muhalefetin varlıgı kendisini göstermeye baslamıstır12. 1927’de Türk Ocagı yasasında degisiklige
gidilerek, CHF ocaklardan daha fazla yararlanmak ve bu kurulusları kendi ülküsüne yaklastırmak
için 2. ve 3. maddelerinde degisiklik yapmıstır. Bu degisikliklere göre;
“2. madde; Türk Ocagının maksadı, milli suurun kuvvetlendirilmesine medeni ve sıhhi
tekâmülün teminine ve milli iktisadin inkisafına çalısmaktır. Türk Ocaklarının fiilen istigal sahası,
Türkiye Cumhuriyeti hudutları dâhilinde münhasırdır.
3. madde; Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkûrelerini takip eden
Türk Ocagı, bu mefkûreleri tahakkuk ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetin
de beraberdir...”13 denilmistir.
2. maddede ki degisiklik ile Türk Ocagının amacı tanımlanırken kullanılan “Türkler” veya “
Bütün Türkler” sözcügü kaldırılmıs Türk Ocaklarının istigal sahası Türkiye Cumhuriyeti hudutları
ile sınırlandırılmıstır. 3. maddede ki degisiklik ile ocakların devlet siyasetinde CHF ile beraber
oldugu seklinde degisiklige gidilmistir.
23 Nisan 1928’de yapılan ocakların kinci Dönem Besinci Umumi Kurultayından Türk
Ocakları aday listesi TBMM Baskanı, Basbakan, CHF Genel Sekreteri ve Türk Ocakları Genel
Baskanından olusan bir komisyon tarafından hazırlanmıstır. CHF’nin ocak üzerinde etkisini devam
ettirdigi dönemde Atatürk, ocak ziyaretlerine devam etmistir. Mustafa Kemal Pasa bu ziyaretlerinde
Türk Ocaklarının faaliyetlerinden memnun oldugunu bildirirken gördügü bazı düzensizliklerden
dolayı kimi ocakları da elestirmistir14.
Mustafa Kemal Pasa yurt gezilerinden, sonra Türk Ocakları yasasının 3. maddesine atıfta
bulunarak ocakların CHF ile birlestirilmesini istemistir15.
1929 Dünya ekonomik bunalımı birçok ülkeyi oldugu gibi Türkiye’yi de derinden
etkilemistir. Zaten iyi olmayan ülke ekonomisini daha da kötülestirmistir. Bu durumda ülkeye
hakim olan CHF için iki yol kalmıstır. Birincisi hükümetin ekonomik politikalarını elestirebilecek
güçsüz bir muhalefet yaratarak, muhalefeti kontrol altına alıp halkın destegini kazanmak, ikincisi
ise, o dönemde dünyanın birçok ülkesinde gerçeklestirilmekte olan baskıcı bir sistem kurarak
hükümetin basarısızlıklarını gölgeleyip her hangi bir muhalefetin olusmasına engel olmaktır. Birinci
yol denenmis ama CHF’nin iktidarı kaybedebilecegi ve yerine gerici yönetimlerin gelebilecegi
endisesi ile çok partili yasama geçis kısa sürede engellemistir. Bunun üzerine CHF, kendisine karsı
olusabilecek muhalefeti yok etmek için otoriter bir devlet mekanizması kurma çalısmalarına
girmistir.
Türk Ocakları atılan bu adımlarla ileride bir muhalefet olusturabileceginden çekinilir bir
hale gelmeye basladıgı için etkisiz hale getirilmek istenmistir.
Hamdullah Suphi (Tanrıöver)’nin CHF’ye karsı takındıgı tavırla dikkatleri üzerine çektigi,
çok partili yasama geçme denemesinde Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF)’nı hararetle destekledigi
ve altında Türk Ocakları Genel Baskanı imzası bulunan “ Bu Sesi Koruyacaksın “ adlı muhalefeti
destekleyen yazısını Aksam gazetesinde yayınlandıgı görülmüstür.
ACIPAYAM VE YÖRESİ AGIZLARI SES ve SEKİL BİLGİSİ
Dr. Turgut TOK*
* PAÜ, Fen - Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
GİRİS :
Acıpayam, Türkistan’dan Anadolu’ya gelen Oguz boylarının oymaklar halinde yerlestigi bir
bölgedir. Horasan’dan gelen Oguz boylarından Avsar oymagına mensup Karaagaç Baba’nın
önderligi altındaki bir obanın Eseler Yaylası’nın batı eteklerinde Kumavsarı’nda, bunlardan diger
bir kolun da Elma Dagı’nın batısındaki Karahüyükavsarı’nda yerlestikleri, bu köylerin aynı adı
tasıdıklarından anlasılmaktadır. Bu Türk boyu zamanla güçlenerek Acıpayam Ovası’nı idaresi altına
almıstır1. Bölgedeki yerlesim adlarına bakıldıgında yogun bir Oguz-Türkmen yerlesiminin izleri
görülür. Kumavsarı, Yazır, Dodurgalar, Karahüyükafsarı, Kurtlar, Apa, Taras, Oguz, Evkara,
Gümüs, Bedirbey, Alaaddin, Yatagan, Yüregil, Çakır, Karkın, Hacıkurtlar, Sarıoglu, Kızıllar,
Hacıömerler, Karaismailler, Hacıahmetler, Fettahlar…
Bölgede Türkçe’den baska dil konusulmamaktadır. Bölgede konusulan Türkçe, pek çok
yerel ve arkaik unsuru, Oguz Türkçesi’ nin özelliklerini bünyesinde barındırmaktadır.
Leyla Karahan, Anadolu Agızlarının Sınıflandırılması adlı eserinde, Denizli ve Acıpayam
ilçesi ile bölge agızlarını Batı Grubu Agızları’na dahil etmektedir.2
Bölgede konusulan Türkçe ses bilgisinin incelendigi bu çalısmada, doktora tezimizde3 yer
alan metinler esas alınmıstır. Kullanılan 47 metin, 96 sayfa olup, Acıpayam merkez ilçe, Akalan,
Alaaddin, Çubukçular, Darıveren, Dodurgalar, Karahöyük, K.H.Afsarı, Köke, Kuyucak, Mevlütler,
Yazır, Kelekçi, Alcı, Çakır, Eskiköy, Gölcük, Güney, Karaismailler, Olukbası, Sandalcık
köylerinden derlenilmistir.
ACIPAYAM VE ÇEVRESİNDEKİ TÜRK DÖNEMİ
ESERLERİNDEN BİR KESİT
Kadir PEKTAS*
*Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak,. Sanat Tarihi Bölümü
Denizli il merkezinin güney batı yönünde yer alan Acıpayam ve çevresinde, 2003 yılı Temmuz
ve Ekim ayları içinde iki arastırma gezisi yapılmıstır. Arastırmalarımız sırasında Acıpayam çevresindeki
Ovayurt, Dodurgalar, Karahöyükafsarı, Yassıhöyük, Apa, Kelekçi, Yesilyurt, Yazır, Serinhisar ve
Yatagan adlı kasaba ve köylerdeki tarihi eserler incelenmistir1.
Bu bildiride, incelemelerimiz sırasında tespit etmis oldugumuz camiler ve mezar tasları ele
alınmıstır.
Yazır Köyü Camii:
Yazır Köyü’nün meydanında yer alan cami, yapılan yayınlarla tanıtılmıs önemli bir eserdir2
(Resim:1-2 ).
Cami, harime girisi saglayan kapı üzerindeki kötü bir hatla yazılmıs 10 satırlık Türkçe kitabesine
(Resim:3) göre Hacı Ömer Aga tarafından H.1217/M.1802-1803 yılında yaptırılmıstır. Kitabe metni su
sekildedir:
1 Arastırmalarımız sırasında desteklerini gördügüm Acıpayam Kaymakamlıgı ve Ögr. Gör. Dr. Turgut TOK’a; Yrd.
Doç.Dr. Saim CRTL, Ars. Gör. Mustafa BEYAZIT ve Ars. Gör. Selda ÖZGÜN’den olusan arastırma ekibimize ve
çalısmalarımızın bir bölümüne katılan ögrencilerimize tesekkür ederim.
2 Rüçhan Arık, Batılılasma Döneni Anadolu Tasvir Sanatı, Ankara, 1988, s.42-46; Metin Sözen ve Grubu, Türk
Mimarisinin Gelisimi ve Mimar Sinan, stanbul, 1975, s.316.
Transkripsiyon: “Hazret-i Hâcı Ömer Aga dahî zât-ı gayûr, tmedi aga câmi’ itmâmında
kusûr, sbu âsâr hulûsundan degimli kalbinin, Sa’y îcâdında ızhâr itmedi her giz fütûr, Su’ledâr-ı
ma’nevîdir çûdâr (?) mes’ale, de müyesser nâr-ı hasrini (?) bir nev ‘uluvv-i nûr, Ravzadır ehl-i
salâta gülsen-i mihrâbdır Tarz-ı bülbüldür imâmı dimiye ma’nâya dûr, Resm-i bû bend ile Salih
cihanda söylenen, Câmi’in itmâmına târîh ‘bu ammâ nev zuhûr’3 sene 1217.”
Bundan baska, caminin kuzey duvarına asılmıs bir çerçeve içinde, Hacı Mehmed Ferid Karamânî
tarafından yazılmıs H.1222/M.1807-1808 tarihli bir kitabe yer almaktadır. Sülüs karakterli harflerle
yazılmıs 15 satırlık kitabe Türkçe’dir. Kitabe metni söyledir:
Transkripsiyon: “Bâreka’llâhu müferreh ma’bed-i bârî hüdâ, Abd-i hâs Hâcı Ömer Aga’ya
itdirdi binâ, Belde-i âbâ ve ecdâda ri’âyetle hemân, Bu ibâdethânedir maksûd-u tahsîl-i rızâ, Bir
müferreh mevzi’ ve dâr-ı ibâdetdir bu kim, Meyl ider elbette namâza bî namâz ve bî vefâ, Eylese
mesken sezâdır bu ibâdethâneyi, Huluvvu hâssete giren her bir gürûh-u evliyâ, Hâme-i kudret cidârı
kalbe naks eylemis, Hâzihi cennâti adnin fe’d-hulûhâ’s-safâ, Bendesi Ferîdi ziyâret eyleyüb bu
vaz’î, Gördü kim gâyet ferahnâk ve pesendîde, Girüb etrâfına bakdım dedim târihini bunda,
Mescid-i ehl-i safâ beyt-i brâhîm makâm-ı dilgüsâ, Harrerehû’s-seyyid ‘ül-‘ibâd za’îf El-Hâc
Mehmed’el- Ferîd El-Karamânî, Sene 1222.”
Zeminden yükseltilmis bir tabana oturtulan cami, dogudan batı yöne alçalan hafif egimli bir
alana kurulmustur. Fazla derin tutulmamıs kuzey-güney yönünde kareye yakın dikdörtgen planlı bir
ibadet mekânı ile son cemaat yerinden meydana gelen yapı, Selçuklu ahsap camilerinin gelenegini
XIX. yüzyıl baslarında farklı bir yorumla sürdüren önemli bir eserdir. Dıstan beyaza boyanmıs sade
duvarlarının üzerinde yükselen kırma çatısı ve tek serefeli minaresi ile dikkati çeken cami
günümüzde tamir edilmektedir.
Yapının dogu ve batı duvarlarına altlı-üstlü dörder, diger duvarlarına ikiser düz atkılı
pencere açılmıstır. Bir kısmı renkli camlı olan üstteki pencerelerin iç kısmı alçı sebekelidir kisi
duvara baglı, digerleri serbest 10 agaç direkle tasınan son cemaat yeri düz örtülüdür. ki yanında
3 Burada ebcedle H.1217 tarihi hesaplanmaktadır.
mihrab nislerinin yer aldıgı yuvarlak kemerli kapıdan girilen iç mekân, ortada iki sıra halindeki
dördü duvarlara baglı 10 agaç sütunla mihraba dik üç sahınlı bir düzenleme göstermektedir
(Çizim:1). Sütunlar, kuzey-güney yönünde uzanan kirisler vasıtasıyla düz tavanı tasımaktadır.
Girisin solundaki ahsap merdivenlerle çıkılan mahfil, orta ve yanlarda iç mekâna balkon seklinde
tasmaktadır. Yapının güney duvarının ortasında yarım daire planlı mihrab nisi (Çizim:2), güney batı
kösede ahsap minber, diger kösede de vaaz kürsüsü bulunmaktadır.
Cami, dıstan mütevazi bir yapı olarak görünmesine karsılık iç mekândaki dönemin zevkini
yansıtan süslemeleri ile önem tasımaktadır(Resim:4).Caminin tavanında genellikle, naturalist tarzda
yapılmıs çiçek kompozisyonlarından olusan kalem isi bezemeler yer almakta iken duvarlarda sıva
üzerine yapılmıs panolar içinde vazo yada ibrikten çıkan çiçekler, tabak içindeki meyve anlatımları,
daha çok cami tasvirlerinin yer aldıgı manzara resimleri göze çarpmaktadır4 (Resim:5-9).
Caminin kuzey batı kösesindeki kare kaide üzerinde yükselen minare yenidir. Bunun
kapısının altında yer alan tugla kalıntılar, ilk minareye ait olmalıdır.
Yazır Köyü Mezarlıgı:
Köyün batı kenarında yer alan mezarlıkta (Resim:10), çogu yeni gömü olan mezarların
yanısıra, halk tarafından ‘Agalar Mezarları’ (Resim:11) olarak adlandırılan on kadar eski mezar
bulunmaktadır. Mezarlar, sadece bas tasından olusmaktadır. kisinde süslemeye rastlanan mermer
mezar taslarının kitabelerinden kime ait oldukları ve bunların ölüm tarihleri anlasılabilmektedir.
Buradaki mezar taslarından bazılarını tarih sırasına göre inceleyelim:
1- Burada tespit ettigimiz en eski mezar, kitabesine göre H.1188/M.1774-1775 yılında ölen
Hacı Ömer Aga’ya aittir. 115 x 36 x 14 cm ölçülerindeki mezar tasının üst bölümüne, yüksekçe
islenmis bir sarık yerlestirilmistir (Resim:12). Süslemeye yer verilmeyen mezar tasında, kabartma
sülüs harflerle altı satırlık kitabe bulunmaktadır.
Transkripsiyon: “El-Merhûm, Ve’l-Magfûr, Es’seyyid el- Hâcî Ömer Aga, Rûhîyçûn, El-
Fâtiha, Sene 1188.”
2- Kitabesinden, H.1208/M.1793-1794 yılında ölen Aynımâh Kadın’a ait oldugu anlasılan
mezar tası süslemesizdir (Resim:13). 90 x 30 x 11 cm ölçülerindeki düzgün sülüs hatlı kabartma
harflerle yazılan kitabe, altı satırdan olusmaktadır.
4 Caminin süsleme programı hakkında daha genis bilgi için bkz. Arık,a.g.e., s.42-46; Sözen ve Grubu, a.g.e., s.316.
Transkripsiyon: “Sene 1208, Hüve’l-Hallâku’l-Bâkî, El-Merhûme ve’l-magfûre, El-Muhtâc
ilâ rahmet-i Rabbihi’l-gafûr, Ayn-ımâh Kâdın, Ruhuna Fâtiha.”
3- 102 x 30 x 11 cm ölçülerindeki mezar tasının güney kenarı kırıktır (Resim:14).
Süslemeye yer verilmeyen ve üst bölümü sarık seklinde sonlanan mezar tasındaki kabartma sülüs
harflerle yazılan kitabe, ilk satırındaki H.1230 (M.1814-1815) tarihi dısında okunamamaktadır.
4- Kitabesinden, H.1230/M.1814-1815 yılında ölen Osman Agazâde Hacı Ömer Aga’ya ait
oldugu anlasılan ve üzeri sarık seklinde sonlanan mezar tası, 157 x 37 x 13.5 cm ölçüleri ile
mezarlık içinde en büyük örnektir (Resim:15).
Sahidenin dıs yüzündeki kitabenin üzerinde, çizgisel üslupta yapılmıs bir cami tasviri
yer almaktadır (Resim:16). ki katlı olarak düzenlenen dıs cephesinde kapı ve pencere ayrıntılarının
gösterildigi tek kubbeli cami, kompozisyonun ortasına yerlestirilmistir (Çizim:3). Kompozisyonda,
caminin dısında baska bir yapıya yer verilmemistir. Duvarların üzerinde kasnaksız olarak yükselen
kubbe dilimlidir. Caminin bir yanına, basitçe islenmis minare, diger yanına da ince bir dala bitismis
yaprakların bulundugu çiçek yerlestirilmistir. Cami kompozisyonunun altına kitabe konmustur.
Türkçe kitabenin, tarih veren ilk satırından sonraki dört satırı, asırı deformasyon nedeniyle
okunamamaktadır. Okunabilen bölümleri ile kitabe söyledir:
Transkripsiyon: “Sene 1230, ..., ..., ..., El-Merhûm ve’l-magfûr, El-Hâcî Osmân Agazâde,
El-Hâcî Ömer Aga rûhuna Fâtiha.”
5- Hacı Ömer Aga’nın mezarının yanında yer alan bu mezar tası 145 x 35.5 x 10 cm
ölçülerindedir. lk satırında “Sene 1231 (M.1815-1816)” tarihinin verildigi kitabenin diger kısımları
okunamamıstır.
Kitabenin üzerindeki cami kompozisyonu ve en üstte sarıkla biten düzenlemesiyle, Hacı
Ömer Aga’nın mezar tasına benzemektedir (Resim:17). Burada da kapı ve pencereleriyle iki katlı
cephenin üzerinde, caminin dilimli tek kubbesi kasnaksız olarak yükselmektedir. Buradaki
kompozisyon, Hacı Ömer Aga’nın mezar tasından farklı olarak alçak kabartmadır. Ortadaki
caminin bir yanında tek serefesi görülebilen minare, diger yanında basitçe bir çiçek anlatımı
görülmektedir (Resim:18).
Bu iki mezar tasının düzenlemesindeki benzerlik ve birbirlerinin çok yakınında yer
almaları, kime ait oldugu anlasılamayan 1815-1816 tarihli mezar tasının Hacı Ömer Aga’nın bir
yakını oldugunu akla getirmektedir.
ACIPAYAM ÜZERİNE BİR KONUSMA
Gürbüz AZAK*
Gazeteci, Yazar
Sevgili hemsehrilerim, kıymetli misafirler, bilim adamları; vefalı akranlarım, hepinizi saygı ile
selamlıyorum. Hosgeldiniz.
Efendim, Ankara'da yayımlanan Yatagan dergimizin son sayılarında bir cümleye rastladım.
Diyordu ki: "nsanlar dünyaya Denizli'den dagılmıslardır." Bu biraz sasırtıcı, "mûzip hükümde
gerçek payı yok degil. Bendeniz de iste o dagılanların Acıpayam kolundanım. Elli yıl sonra sizlerle
bir arada olmaktan, fevkalade mutluyum.
-Tekrar merhaba.
"Dostlar, Acıpayam deniverdiginde; yenilige açık, okumaya ve egitime meraklı, her alanda
yarısmaya hevesli insanları ve bu güzelim cografyayı hatırlıyorum. Dün ögrendim ilçemizde tam
sekiz lise bulunuyor. Yakın beldelerdekileri de sayarsak 23 liseli bir irfan ocagı ile karsı karsıyayız.
Adana'nın Kadirlisi’nden sonra bu alanda Türkiye’mizde ikinci geliyoruz. ftihar zamanıdır. Bizler
gerçekten de yeniliklere açıgız, tutuculugu sevmiyoruz... Sanırım, 1950 yılındaydık. Tam da
Ramazan’ın ortasında, sahur vakti, inanılmaz nagmelerle uyandık. Bizleri uyandıran kosarcasına
çalınıp geçen davul sesi degil, bir orkestra idi. Acıpayam'ı her gece agır agır dolasıp yeni çıkmıs
sarkı ve türküleri dillendiren bu grupta; kemanlar, trompetler, klarnetler, zilli davullar vardı.
Acıpayamlı bu coskun takıma "tamçalgı" adını koydu. Bu sıcak ve sevimli yakıstırma, yerine ve
dilimize tam oturmustu. Simdi bile bendeniz orkestraya "tamçalgı" demekteyim. Duyanlar önce
sasırıyor, sonra kendinden sayıp kabulleniyor.
Acıpayam, kültürü, mutfagı, müzigi, diliyle yeterince zengindir. Yakın köyler arasında sipsirin
agız farklılıgı hemen göze çarpar. Sözgelimi “bakıyor" kelimesi tam sekiz ayrı sekilde seslendirilir:
Bakıba, bakıbatı, bakıbatırı, bakıbba, bakıbbatı, bakıbbatırı bakıyo, bakıyor..."
Biz yerliler "bakıbba" derken, her nasılsa Çameli yöremizde "Bakıyor" denmekte. Tam stanbul
sivesi. Sonradan ögrendigime göre, meger Çameli, 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyıl baslarına kadar
stanbul'un ve tabii sarayın at yetistirme merkezi imis. Her sene buraya tayin edilen çok sayıda bey,
seyis ve ailesi o asıl Türkçe’mizi, ses bayragımızı da beraberlerinde getirmis. Arastırmacılara
duyurulur.
Bizler sasılası bir iklimin çocuklarıyız.
Hiç unutmam. Yıl 1948, yagmur bitimi bir ikindi sonrasında, komsum olan ihtiyarla saçak
altında oturuyoruz, önümüzde yol. Bu yoldan zaman zaman katarlar geçerdi. Biliyorsunuz, bes deve
bir katarı olusturur, sorumlusuna "Savran” denir. Dört bes katar ard arda gidiyorsa onun adı
kervandır. Kervanı "Kervanbası" yönetir. ste bu develer rengarenk kilimler ve hararlarla süslü
olurdu. O gün iri ve tok sesli katar geçiyorken durdu. Çan da sustu. Savran yanımıza gelip bir sigara
içimlik eylesti. Söyle dedigini hatırlıyorum:
"Nerde o eski katarlar ve çanlar. Kervanlar; 'Erzuruuumm, Bagdaaatt, Vaaaann' diye
inilerdi. Simdi azalıyor, hafifliyor ve ortalıktan kaçar gibi gidiyoruz. Çanlar bile Engürü, Mengürü,
Çankırı sessizliginde ve utangaç."
Savran, dönemin gerisinde kaldıgını biliyordu.
Atlar da tıpkı develer gibi çok renkli halı heybelerle önümüz sıra geçerdi. Gene aynı ihtiyar
komsum bir gün az ötede görünen atlıya bagırmıstı: "Süleyman Efendi hastaydı, simdi nasıl?"...
Atlı durup cevapladı: "yidir, düzeldi. Oglu da askerden geldi, yakında everecek.”
Atlı gidince merakla sormustum:
-Dede sen bu atlıyı tanıyor muydun?
-Hayır.
-Öyleyse, Süleyman Efendilerden oldugunu nasıl bildin?
htiyar umursamazca yüzüme baktı:
-Gürbüz oglum, bizim buralarda her sülalenin belli nakısları vardır. Heybesine, torbasına,
çuvalına, kilimine o nakısları isler. Aynı süsleri baskası kullanamaz. Kimin kimlerden oldugu bir
bakısta böyle anlasılır.
O günkü saskınlıgım ve merakım beni hiç yalnız bırakmadı otuz sene sonra dünya
Türkologları ile isbirligine girisip, Osmanlı'nın ve Türk'ün Orta Asya'dan Polonya sınırına kadar
dagılmıs motiflerini, islemelerini, yazmalarını; gümüs deri ve tahta üzerindeki süslemelerini bir
araya getirip "3.000 Türk Motifi” adıyla Türkçe-ngilizce bir ansiklopedi yayımladım.
Erisilmez estetik kaygılarımızı, renklerimizi, güler yüzlü nakıslarımızı yeni nesillere
ulastırmayı görev bilmistim. Acıpayam sıradan bir mekan degil, çok sırlı bir cografya, her yönüyle
tadına doyulmaz bir galeridir.
SOSYO-KÜLTÜREL DEGİSME BAGLAMINDA
ACIPAYAM HALK KÜLTÜRÜNÜN MÜZELENMESİ
Mustafa ARSLAN*
* Yard. Doç Dr. PAÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Toplumlar yüzyıllardan beri her an ve her yönde dinamik bir degisme ve gelisme süreci
içindedirler. Bu durum, insan faaliyetlerinin duragan degil hareket halinde incelenmesini ve
degismeyi sosyo-kültürel olayların içinde görmeyi beraberinde getirmistir. Sosyal ve kültürel
degisim süreçlerini konu edinen çalısmalar, halkbilimi, sosyal antropoloji ve sosyoloji
disiplinlerinin ortaya koydugu yaklasımlarla ele alınmakta ve degerlendirilmektedir. Bu alanlarda
çalısan arastırıcıların ilgisi ise, daha çok köy ve özellikle sehir hayatı üzerinde yogunlasmıs gibi
görünmektedir. Oysa, bu iki sosyal yapı arasında bulunan ilçeler/kasabalar, geçisli birimler olarak
kabul edilmekte, köylerde yasayan tarihî ve kültürel degerlerin çesitli vasıtalarla sehirlere,
sehirlerde bas gösteren yenilik ve degismelerin de köylere tasınmasında ikili ve önemli islevler
üstlenmis sosyal yapılar olarak önem tasımaktadırlar. Bu sebeple bildirimizde, çagımızda yasanan
hızlı degisim süreci de göz önüne alınarak, iki yönlü islev üstlenmis olan bu sosyal yapılardan biri
durumundaki Acıpayam ve çevresinin bugünkü durumu ve gelecegi, halkbilimi ve halk kültürü
baglamında tartısılarak bir degerlendirme yapılacaktır.
Bilindigi gibi, geçen yüzyılın sonlarından itibaren dünyaya damgasını vuran önemli
kavramlardan biri küresellesmedir. Arastırıcılarca bu kavramın Batı dillerindeki karsılıgının zihinsel
arka planında “bir seyi dünya ölçeginde kılma, dünyaya mal etme” düsüncesinin oldugu ifade
edilmektedir. En basit anlamıyla küresellesmenin, “bizde olanı dünyaya vermek, baskalarında olanı
almak” oldugu söylenebilir. Esasen, bir isteslik anlamı da üstlenmis olan küresellesme kavramıyla
ifade edilen “dünya toplumlarının birlesmesi-bütünlesmesi” olgusunun, hakim unsurlara iliskin kitle
kültürünün degerleri üzerinde “tek-tiplesme”ye dogru gittigi ve isteslik islevindeki “alma-verme”
dengesinin henüz kurulamadıgı da görülmektedir. (Oguz: 2001:6) Öte yandan, yapılan arastırmalar
göstermektedir ki, küresellesme olgusu içinde ortaya çıkan degisim, sosyal ve kültürel içerikli pek
çok degerin, yapının, kurumun ve hayat tarzının kaybolmasına ya da yapı ve islev bakımından
farklılasmasına sebep olmakta, ticarî ve ekonomik bütünlesmenin tesiriyle kitle kültürüne
dönüserek benzesmekte ve aynîlesmektedir. Buna baglı olarak çesitli kaynaklarda, bu benzesme
sürecinin son yıllara ait bir yapılanma ve gelisme olmadıgı, daha 20. yüzyıl baslarında, o devrin
tarih felsefesine damgasını vuran Nikolay Danilevski, Oswald Spengler, Arnold Toynbée, Nikolay
Berdayev, Walter Schubart gibi ünlü düsünürlerin, bugün küresellesme adıyla ifade edilen
bütünlesme olgusuna paralel bir sekilde ortaya çıkan “kitle kültürü”nün uygarlıgı tehdit ettigi
gerçegine dikkat çektikleri, bir anlamda, yüzyıl sonra yasanacakları tahmin edebildikleri
belirtilmektedir. (Türkdogan: 1992: 102)
Bugünkü boyutuyla, uzlasmaya varılmıs temel insanî degerler etrafında gerçeklestirilecek
bir küresellesmenin doguracagı problemler bir yana, dünya düzeninde küresellesmenin kültürel
degisim ve bütünlesme süreçlerine, egemen olanlara göre daha edilgen olarak katılan ve daha az
sayıda kültürel degerini küresellestiren diger kültürlerin, daha erken ve daha fazla oranda –iyimser
bir ifadeyle- “degisecegi”, -kötümser bir ifadeyle- “yok olacagı” da ileri sürülmektedir. (Oguz:
2001:6) Öte yandan, ekonomik, ticarî, ilmî ve teknolojik bütünlesme sürecinde “evrensellik” ve
“mahallîlik” olmak üzere iki temel olgunun öne çıktıgı görülmektedir. Bu iki yönlü durumun
evrensellik ve küresellesme tarafından kaynaklanan kitle kültürü, hakim kültür odaklarının iletisim
araçları, moda gibi vasıtalarla kitlelesme veya tek-tiplesme yolunda planlı ve önemli ilerlemeler
kaydettigi düsünüldügünde, “evrensel olan” seklinde tanımlanan unsurların, en küçük sosyal
yapılara kadar nüfuz ettigi de bir gerçektir. Üstelik “kültürün küresellesmesi” konusunda
Türkiye’nin durusunu belirleyecek bilimsel açılımlar ve bu çerçevede kurumlasmalar henüz
gerçeklesmemistir. Bunun yanında, gittikçe yogunlasan küresel benzerlikler karsısında önemi artan
ve “ulus”a “ulus” özelligini veren farklılıklar temelinde biçimlenen “ulusal kalıt”ın ne oldugunu
cevaplayacak bilimsel arastırmaların eksikliginden, küresellesen diger kültür unsurlarının süzgeçsiz
olarak “içsellestirilmesi” ortaya çıkmakta ve ulusal kalıtın yorumlanarak, yayılarak “yasatılması,
ticarîlestirilmesi, kültür turizmine kazandırılması”nın (Oguz: 2002: 5-6) aksine, toplum giderek
kitlelesmekte, kitle toplum/yıgın toplum haline gelmektedir. Oysa, kültürün öznesi “birey” ve
“özgür kisilik”tir. Bu yüzden insanın ruhu, kitlenin ise sadece ihtiyaçları vardır ve her kültür insanın
yücelmesi, mükemmellesmesi sürecini yansıttıgı halde, kitle kültürü tek-tiplesmeye egilimiyle insan
hürriyetini daraltmaya ve sadece ihtiyaçların doyurulmasına yöneliktir. (Türkdogan: 1992: 104)
Gelisme ve degisme, elbette, birey için oldugu kadar toplum için de kaçınılmaz ve gerekli
olgulardır. Çünkü toplumsal sistemin isleyisi, degismeyi kaçınılmaz kılmaktadır. Fakat, hiçbir seyin
tek bir yönde sınırsız olarak ilerleyemeyecegi, yani “tek-tiplesme”nin mümkün olamayacagı da,
arastırıcılar ve tarihte yasananlarla belirlenmistir. (Atasoy:1997:64) Dolayısıyla, gelisme ve
degisme seyrinin, bir sey üretmek, bir sey yapmak, bunları bir tarih bilinci içinde korumak gibi
egilimleri temsil eden “halk kültürü” zeminine baglı olarak sürdürmek zorunlulugu ortaya
çıkmaktadır. Bu sebeple, kimlik sahibi olarak gelismek, degismek, kimlikli bir ulus olabilmek ve
evrensel yapı içinde kimlikli degerlerle bir yer edinebilmek için, giderek daha da önem kazanan
“tarihsel ve kültürel miras” çerçevesinde bu gelisme ve degismenin yasanması gerektigi, bugün
önemle vurgulanmaya baslamıstır. Pek çok ülkenin ve uluslar arası kurulusların “insanlıga ait sözlü
ve somut olmayan kültürel miras” olarak öne çıkardıgı toplumsal tarihin bütün anı degerleri, inanç
ve sosyal iliskiler çesitliligi yanında, tarihsel ve kültürel zenginligi yaratan, gelistiren mahallî
kültürleri, insanî davranısları, akıl ve düsünce zenginligini, toplumsal hayatın tarihsel yasalarını
olusturan gelenekler, müzik, eglence, beslenme, giyim-kusam, dil-edebiyat, halk oyunları, yöresel
mekân kültürlerini temel almak, bunların bilimsel yöntemlerle yeniden degerlendirilip yerelden
ulusala ve evrensele kazandırılması yolunda bireysel ve kurumsal çabalar sarf etmek bir gereklilik
arz etmektedir.
Küresellesmenin içsellestirilmesi veya yerel ve ulusal kültürün küresellesmesi baglamında,
Acıpayam ve çevresinin, “halk kültürü açısından durumu nedir? Bu kültür çevresi, hangi mahallî
degerleriyle kimlik sahibidir? Bölge, bu kültürel degerlerin ne kadarını koruyabildi, ulusal ve
evrensel olana ne verebildi yahut verebilecek? Sosyal hayat içinde yasayan mahallî ya da ulusal
degerler nasıl korunmalı, gelistirilmeli, hatta ticarî ve ekonomik açıdan nasıl gelir kaynaklarına
dönüstürülmeli? Hangi evrensel kültür unsurları içsellestirilmeli?” gibi daha da çogaltabilecek
sorularla karsı karsıya bulunmaktayız.
Acıpayam ve çevresi, kendine özgü sosyo-kültürel yapısıyla bir yandan halk kültürünün
henüz tam anlamıyla islenmemis zengin manevî damarlarına sahip olup, gelenek, âdet, inanç, norm
ve degerler bütünü ile Türk kültür tarihinin baslangıçtan bu yana izledigi zincirin önemli bir
halkasını olustururken, diger yandan, evrensel gelisme ve degisme sürecinden hızla etkilenmektedir.
Bölge, esas itibarıyla bir tarım ve hayvancılık yöresidir. Yöre halkı, üretim biçimleri,
topraga baglılık ve topragın bölüsümü açılarından büyük ölçüde geleneksel özellikler tasımaktadır.
Bununla birlikte, çevredeki kasaba ve köylerde demircilik, dericilik, çinicilik, agaç ve toprak isleri,
kilim ve halı dokumacılıgı gibi çesitli geleneksel zanaatların ve el sanatlarının varoldugu da
söylenebilir. Sosyal yapının ve ailenin kurulusunda, karsılıklı yönelim ve davranıslarda oldugu gibi,
çocukluktan itibaren bireylerin bakım ve egitiminde de Türk kültür, deger ve inançlar sisteminin
agırlıgını koruması, çesitli bireysel ve toplumsal ihtiyaçların giderilmesinde geleneksel düsünce ve
uygulamaların kullanılması, Acıpayam insanının bireysel ve toplumsal kimligine damgasını
vurmaktadır. Bu sosyo-kültürel yapı içinde, çesitli icra ortamlarındaki sözlü anlatımlar ve
geleneklerle; seyirlik oyunlar ve halk oyunları gibi gösteri sanatlarıyla; dogum, dügün, ölüm gibi
hayatın çesitli safhalarına iliskin toplumsal uygulamalarla; günlük ya da mevsimlik islere veya
tabiata yönelik inanç ve uygulamalarla; el emegi göz nuruyla olusturulan el sanatları gelenegiyle
zengin bir halk kültürü olusturulmus ve yasatıla gelmistir.